27 Aralık 2015 Pazar

' ... yine '

Merhabalar,


     "Kahvenin sıcaklığı hem elini hem kalbini yakmakta iken Madam hala farkında değildi belli ki, Beyefendi takındığı tavrı ve söylediği sözleri bir veba misali, etkisini günler geçtikçe gösterecek bir biçimde seçmişti... Alınmazsa kişiyi bir hiçliğe hapsedecek panzehiri ise; Madam'ın iki dudağı arasına kilitlenmişti... Madam ise bi'haber."


     Olasılıktan anladığı sadece 'olur' yada 'olmaz' olan adamın, kadını gördüğünde aklına düşen onlarca 'olası' cümleden birini seçemeyişi sadece bir saniye sürmüştü. Pek olası gözükmese de 'olabilir' dedi içinden, bir eldivenle bir elin tokalaşmasını izlerken. Soğuk havanın tetiklediği hızlı hareket etme içgüdüsünden olsa gerek, sıcak sayılamayacak bir 'Merhaba' edildi, hava ile zıtlık gösteren gülümsemelerin eşliğinde. Oturulacak yerin tayini konusunu karşı tarafa bırakan adam, kadının; sebebi soğuk hava olan hızlı hareketlerinin altında yatan, başka bir hissi bastırdığını farketmişti, sanki. ' Ne de güzel' olmuştu heyecanına heyecan ile karşılık bulması, ne de güzel.


     Sipariş ettiği çayın ince belli bardakta gelmeyeceğini farkettiği an, bir burukluk içine düşmüş olsa da, karşısındakinin onu ince bellik bir duruma düşürmeyeceğini bildiğinden, tebessümle karşıladı fincanda gelen çayı. Göz temasına önem veren yapısı nedeniyle, kadının gözlerine diktiği gözleriyle, aynı 'önemi' kendisine gösteren kadını gördüğünde bir yudum aldı çayından, teması bozmadan. Yeşillerin savaşından kim galip çıkacaktı bilemezdi adam, ama savaş mıydı bu ? Savaş olsa bile, iki tarafta galip gelemez miydi ? Cevabı ise basit ve bir o kadar 'olasılık' dahilinde idi; gelmeliydi hem de ivedilikle.


     Bahsedilmesi mühim noktaları ufak cümlelerle kendince açıklayan kadın, topu karşı tarafa atmakta ustaca davranıyordu. Adam ise farkında olduğu bu ustalığı bir yandan takdir ederken, öbür yandan ona yaraşır bir biçimde, geleni bir gülümsemede yumuşatıyor, gözlerinin yardımı ile de geri gönderiyordu. Alıp vermeler bir yeşilden diğerine devam ederken, kalkmak vaktinin geldiğine karar verdi adam ve kadın. Sessiz bir yürüyüşün ardından kapıyı çalan ayrılık vakti ise, iki adet 'görüşürüz'ün eklenmesiyle son buldu. Adamın aklında, kendinden son derece emin olduğu ' ... yine ' kelimesi, kadında ise adamın 'olası'  ' ... yine ' lerinden biri.

                                                                        SON
     
     Bu bir son değil dedi adam, ' ... yine' lerin bir başlangıcı.

     

     Güzel bir akşam geçirmemiz dileğimle.

22 Aralık 2015 Salı

"Önemseme ötesinde"

Merhabalar,


     "Hafif bir gülümseme yerini almıştı Beyendinin yüzünde, karşıda ki sinsi ve yapmacık, gülümsemeyi andıran o yüz ifadesini gördüğünde. 'Zaferler koleksiyonuna' bir tanesini daha eklediğinden emin olan şahsiyete, "Ah şu benim bildiklerim, yok mu." dedi arkasını döndüğünde, şık bir göz kırpması eşliğinde. "

    

       Heyecanını bastırıp, saklamaya çalışan insanların başvurduğu yollara, bir gün kendisinin de danışacağına inanmazdı kadın, ta ki o ana kadar. Bu yaşına kadar düşmanı olduğu soğuk hava, o anlarda kendisine bir zeytin dalı uzatmış ve heyecanın verdiği titremelerin sebebi oluvermişti. "Merhaba" eşliğinde yapılan bir tokalaşma ise az da olsa titremesini azaltmaya yardımcı olmuştu.

     

     Vücudunu ele geçiren heyecan dalgalarının ulaşamadığı tek yer, güneşi arkasına alınca yeşilliği biraz daha ortaya çıkan gözleriydi. Bol bol dağıttığı huzurun yanına birer parça da içtenlik eklemesi, karşı tarafta tezahür eden güven ve mutluluk hislerinin sebebi oluyordu. Nadir sayıda insanın yapabildiği 'konuşurken karşıdaki kişinin gözlerine bakabilme' eylemini 'önemseme' olarak kabul eden bizlere, 'önemseme ötesinde' bir davranış sergiliyor, gözlerini karşıdakine sevecenlikle dikiyordu, çekinmeksizin, iyi ki.

                                                                        ***

     Alışılagelen hareketlerden bir anda vazgeçmek her ne kadar zor ve çetrefilli olsa da, irade kazanımı konusunda sağlanan bu gelişme, takdire şayan bir hızda kendini gösterecek ve gündelik yaşamda gerçekleşen eylemlere yansıyacaktı. Kuşkusuz. 


     Güzel bir akşam geçirmemiz dileğimle.

18 Aralık 2015 Cuma

İnce belli bardak

Merhabalar,


     "'İnsanın kendisine yakışmayan davranışlar sergilemesi' konusunda tebrik plaketleri alacak kıvama gelmiş hareketleriyle, 'ilgi odağı olma' oyununu yine kazanmış, bununla da yetinmeyip zaferini tescil ettirmek gayesiyle, 'Yine de sen bilirsin, ama...' ikiyüzlülüğü ile yapmacık bir gülümseme yerleştirmişti yüzüne."


     Adam, sinirlerine hakim olmak kavramının anlamını ve sınırlarını bizlere bir kez daha sorgulatacak olan ifadesizliğiyle, bulunduğu ortamın ifadesini sil baştan değiştirmişti. Başkasına söylense, karşı tarafın bünyesini felç edecek, ruhunu ölünceye kadar yatalak bırakacak parça tesirli sözler, onun sakinlik duvarına çarpıp, sonbaharda dökülen yapraklar gibi yavaş yavaş yere düşüyorlardı. Sırf belini kavrayabildiği için çay içerken sadece ince belli bardak kullanan bu adam, sanki sakinlik kelimesinin vücut bulmuş hali idi. Yapılan saldırılar ne kadar şiddetli, ne kadar acımasız olsa da belini hiç bırakmayacakmış gibi tuttuğu bardaktan aldığı bir yudum çay, tüm bu girişimleri bertaraf etmeye yetip artıyordu bile. Ama karşı taraf da durulacak gibi değildi. Başarısızlıkla sonuçlanan her saldırı, bir sonrakinin daha etkili, daha fütursuzca olmasına sebep oluyordu. Yerlerinden çıkmak pahasına  dönüp duran gözler, sözcüklerin ardından ek kuvvet olarak saldırıya katılıyorlardı. Mavi rengin verdiği özgüvenden olsa gerek hedefine son derece keskin bakışlar fırlatıyordu. Ne var ki, hedefin yeşil renkli oluşu, bu keskinlikte ki bakışları yumuşak bir dokunuştan ibaret kılıyordu.


     Tüm cepheleriyle sürdürdüğü savaş, ince belliden alınan yudumun sıcaklığında zayıflıyor, yüzdeki gülümsemede kayboluyordu. Ancak bir anda beklenmeyen bir şey oldu, bardağın içinde bir damla çay kalmamıştı. Bu saldıran için son şans olacaktı, hazin mağlubiyeti süslü bir galibiyete dönüştürmek adına. Ruhunda yeşeren zafer umuduyla tüm sözcüklerini ona doğrultmuş, mutlak başarı parolasıyla çıktığı yolun sonuna gelmişti. Derin bir nefesin ardından başlattığı yıkım hücumları, kendini belli etmeye başlamıştı. Ta ki beklemediği anda gelen, tüm planlarını alt üst eden karşı saldırıya dek.


     'Bakar mısınız, bir çay daha alabilir miyim ? İnce belli bardakta olsun lütfen.'


     Güzel bir akşam geçirmemiz dileğimle.


     


6 Aralık 2015 Pazar

Yazık değil mi bu emekçilere ?

Merhabalar,


     "Bağırmak eyleminin karşı tarafta meydana getirdiği 'karşılık verme' olgusunu bu kadar kısa bir zaman diliminde göz ardı etmesi şaşırılacak bir şey idi, ve bizde şaşırmış idik. "


     Havanın soğukluğundan olsa gerek eldivenle kuşatılmamış eller, kırmızılıklarını bir yana koyup, bir garip morluğa doğru ilerlemekteydiler. Mor rengin verdiği estetik duygular bir yana, hareket kabiliyetini kaybetmek üzere olan parmaklar odak noktası olmuştu bir anda. Küçük ve masum beynin bu parmaklar için verdiği fetva niteliğindeki onca uyarı, kalbin bir tarafından giriyor, diğer tarafından çıkıyordu. Yaramaz bir çocuk edasındaki kalp, sorumluluklarından kaçmak suretiyle bir takım bahanelerde bulunup bir kaç damla kanı oraya göndermiyordu. Hemen hemen her hikayede olduğu gibi burada da o ara bozucu, kötülük timsali, şeytanın takım arkadaşı ortaya çıkıvermişti.


     Getir götür işlerinden sıkılmış olsalar gerek, damarlar grev haklarını kullanmaya karar vermişlerdi. Kalpten parmaklara giden her yola barikatlar kurmuşlardı. Her emekçi gibi onlarda alın terlerinin karşılığını talep etmekteydiler. Fakat, henüz karşılarına aldıkları oligarşinin nelere kadir olduğunu bilmiyorlardı. Bunların dışında kalan, morun en güzel fakat en tehlikeli tonuna bürünen parmaklar ise çaresizlik içinde sonlarını beklemekteydiler. Başlarına gelecek olaylar silsilesinden bi'haber değildiler fakat haykırışlarının ve hareketsizleşen çırpınışlarının artık fayda getirmeyeceğini onlarda kabullenmişti. Beklenen son artık gelmeli, grev acıyla sonuçlansa da, emekçiler bir kez daha yenilgiye uğrasalar da, yapılması gerekenler mutlak suretle uygulamaya geçirilmeliydi...


     Ve çok geçmeden oligarşi darbeyi indiriyor ve hakimiyeti tekrar eline alıyordu, birkaç mililitre sakinleştirici ve 2 litrelik serumun dış yardımı ile.


     Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

26 Kasım 2015 Perşembe

Akrep ile yelkovan

Merhabalar,


     "... Madam farkından değildi belli ki, elde oyalanmak için bir telefon, gözler yukarı bakmaksızın yerlerde, kalpteki küçük hesaplaşmaları dışa vuran yüzü, somurtma eylemini enfes bir biçimde yerine getirmekte."


     Günlerden yine sıradan bir gün, sabah güneşinin o soğuk sıcaklığının tende bıraktığı adı konulmaz haz bir yanda, mırıltılarından keyfinin yerinde olduğu anlaşılan sevimli kedi ve karşı tarafta uyandırdığı huzur duygusu öbür yanda, akrep ile yelkovanın bitmek bilmez mücadelesi izleniyordu, zaman küstahça gülüşlerini yüzlere vuruyor olsa da. Uykuyu açmak konusunda kahvenin tüm hünerlerini bir bir gözardı ettiren o yeşil elma, her ısırıkta kendini bir parça yüceltiyor, bütün tebrikleri kendinde topluyordu. Her lokmada canı biraz daha yansa da, bir sonraki sabah göreceği o hürmeti düşünerek sineye çekiyordu herşeyi. Gel gör ki, sonunda akrep ile yelkovanın amansız kovalamacasının galibi olmuştuk yine. Vakit gelmişti. Halledilmesi son derece gerekli ve bir o kadar kaçınılmaz olan mevzuyu, icabı gereği bekletmek hoş olmayacağından kontağı çeviriyoruz ivedilikle, iki kelimelik bir inşallahın birlikteliğinde.


     'Bu hal ne' demekten alıkoyamıyoruz kendimizi, beklediğimiz gibi görsek de herşeyi. İki günde ne 'hal'ler olmuş olacak ki, böylesine umutsuz görünsün renkleri solmuş olan gözleri.


     Ve akrep ile yelkovan yine sahne alıyor, yine kovalamacaya başlıyor.


     Dudaklar 'solgun' kelimesinin hakkını mümkün olduğunca vermekte iken, Madam farkında değildi belli ki, elde oyalanmak için bir telefon, gözler yukarı bakmaksızın yerlerde, kalpteki küçük hesaplaşmaları dışa vuran yüzü, somurtma eylemini enfes bir biçimde yerine getirmekte...


Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.




14 Kasım 2015 Cumartesi

Unutma, her gün bir doz.

Merhabalar,


     "Ah seni küçük insan, halbuki ne kadar sıradan, ne kadar basit bir varlıksın sen, maske takmana gerek olmaksızın, roller içinde kaybolmana gerek kalmaksızın..."

     

     Bugün acaba hangi maskeni taktın ? 'Süper' insan rolünü ağızları açık bırakacak, ayakta dakikalarca alkışlanacak, herkesin sana gıpta ile bakmasını sağlayacak kadar iyi yapışın, bir maskeye bu kadar bağlanmış oluşun seninde canını sıkmıyor mu artık ? Ya da, yeryüzüne düşmüş, düşerken kanatları yanmış da bir daha uçamayacak olan, beyazlar içinde, bir kez görenin bir daha aklından çıkaramayacağı o güzel yüzlü melek masken, belli  üzerinde o kadar güzel durmuş olacak ki; ölümünün senin ellerinden olmasını dileyen faniler sıraya girer olmuşlar. Hatta, bu maskenin hakkını öyle güzel vermişsin ki, şeytan bile utana sıkıla sıraya girmeye yeltenmiş fakat faniler tarafından örselendiğinden  olsa gerek terk i diyar eylemiş, içinde bir parça buruklukla.


     O boyundan büyük egon, volkan patlamalarının yanında hiçbir şey kaldığı özgüven patlamaların, gösteriş savaşlarını kayıpsız atlatışların bütün maskeleri arka cebinde taşıdığından olacak ki; yanına almayı unuttuğunda geçirdiğin 'rol' nöbetleri birer kabus haline gelir olmuş. Ama zamanla onunda çaresini bulmuş, her gün küçük dozlar halinde başka yüzlere ait gülümsemeleri yutar duruma gelmişsin yarım su bardağı gözyaşı ile birlikte. Kendi kendinin doktoru olup çıkmışsın. Reçetene yazdığın insanları temin etmek konusunda da 'oscar'lık performans göstermene gerek duymadığını  belirtmek isterim laf aramızda.  Kullanma talimatlarına bakmadan, kutularını açar açmaz insanları kullanman beni biraz olsun şaşkınlığa uğratmadı değil ama, lafın aramızda olduğunu bildiğim için şunu da söyleyip seni ilaçlarınla yalnız bırakmak isterim; unutma her gün bir doz, ne eksik ne fazla, yoksa alimallah...


Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

     


     

28 Ekim 2015 Çarşamba

Sessizce

Merhabalar,


     O ufak dertler nasıl da büyüyor gözlerimizde, dünyanın tüm yükünü taşır hale geliyoruz, dünya yıkılsa umurunda olmayacak bir adamın saksıda yetiştirdiği çiçeğin kuruduğunu gördüğü an gözünden düşen o tek bir damla gözyaşı gibi garip ve yakışıksız bir şekilde yaşıyoruz. Sevinçlerimizi paketleyip cam şişeler içine yerleştiriyoruz,  daha sonraları tekrar tekrar yaşamak için, tıpkı konserveler gibi. Yıllanmış, tadı kaçmış ama yemek mecburiyetinde olduğumuz gibi. 

     Korkuyoruz, korkuyoruz anlayacaklar diye. Kollarımızı iki yana açıp ölüme meydan okuyoruz da göz göze geliriz diye korkuyoruz, onlarca savaş görmüş ruhumuz ufak bir sıyrık daha görmesin diye karanlıklara karışıyoruz ve yine kaçıyoruz. Saklanıyoruz, o ağacı arıyoruz hayatımız boyunca, o bizi gövdesiyle saklayacak, kimseye göstermeyecek ağacı. Sonunda aramaktan vazgeçip kimi zaman sözcüklerin, kimi zaman insanların, kimi zaman bir bıçağın ardına saklanıyoruz. Bunlarda fayda etmezse, gözlerimizin ardına, ruhumuzun arkasına, sonunda ise kendimizin gölgesine sığınıyor, ne olur beni bulamasınlar diye feryadı figan ediyoruz, 'sessizce'.

     En sonunda ise susuyoruz. Bitap düşmüş kelimeler fayda getirmez hale gelirken, kılıç gibi keskin bakışlarımızı kendimize yöneltiyoruz, bir umut cevabı buluruz diye. Ve tabi ki buluyoruz, bir ufak göz kırpmasının yanına neşesi kendinden menkul gülümsemelerimizden bir tutam ekleyerek cevabı veriyoruz... Ve tabi ki ' sessizce'.

Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

24 Ekim 2015 Cumartesi

Bilim yanılmaz.

Merhabalar,


       Gülümsemek... TDK'ye göre; güler gibi yapmak, hafifçe gülmek, tıp dünyasına göre; yüzdeki sadece 33 kası çalıştırarak oluşturulan bir ifade bütünü, Nazım Hikmet'e göre; adaleti bozuk düzene sessiz bir küfür, başka kimselere göre; bir kabul ediş, kabulleniş, onlarca 'eyvallah' mahiyetinde kelimenin yerine geçebilecek kıvamda masum bir eylem, benim fikrimce ise; kazancı kendinden menkul güzel bir yatırım. Değerlendirmesini bilene tabi.

        Nedenini daha tam olarak anlamamakla beraber gülümsemek konusundaki bu denli isteksizliğin, nasıl olur da yüzündeki o müthiş tezahürün, korkunç bir boşluğa sevk olmasına gönlü elverir, şaşıyorum. Takdir edersin ki, şaşkınlığımız aklımıza her birinin cevabı birbirinden gülünç sorular getiriyor, ve biz ne yapıyoruz ?  Tabiki de neşesi kendinden menkul gülümsemelerimizi de alıp oradan uzaklaşıyoruz.

NOT: Bilim adamlarına göre, yüzü ciddi tutmak için 127 kas çalıştırmak gerekirken, gülümsemek için  gerekli olan kas sayısı sadece 33 .

Birde böyle düşün canısı. :)


Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

13 Ekim 2015 Salı

Biz yine iyiyiz

Merhabalar,


   Her gülüşün ardında bir kederli anı, iç burkan bir öykü arar olduğumuz şu günlerde, gözlerinden içindeki korkunç boşluğu görebileceğimiz; her bir gülümsemesinin, ateşler içindeki ruhundan sırasıyla bir parça kopardığına şahit olduğumuz bir yüzle rastlaştık yine. Üşüyen bedenini sıcak tutmak için o ateşler içindeki ruhunun yanına çökmüş, sönmemesi için uğraşıyor, geleceğinden parça parça koparıp içine atıyordu. Bir sonraki kışı çıkartamayacağı belliydi, ateşinde yakacak başka gelecekler bulamazsa eğer.

   Sebebi bilinmez ama, hepimizin ihtiyacı olan o 'güven'i samimi bir tokalaşma ile karşı tarafa sunuveriyordu. İster istemez koruyucu bir duvarla çevrildiğini hissettiriyordu o sade tokalaşma şu küçük bedene, bu büyük şehirde. Ne var ki, onun ne senin ne de bir başkasının güvenine ihtiyacı vardı. Kendine göre tedbirleri vardı, ateşinin söneceği zamana kadar alacağı, - omzuna dokunulduğu zaman elini yumruk haline getirmesi gibi, uzatılan her sigaranın ucunu bir parça kopartarak içmesi gibi, elinden bir an bile düşürmediği, tüm hazinelerden daha değerli olan tesbihini kimseye vermemesi gibi - ve almadığı vakit geçmiş pişmanlıklarına yenilerini ekleyeceğini bildiği...

   Bu koskoca geceden geriye kalan tek şey ise, kafamızı yastığımıza koyduğumuz an aklımıza gelen ; "Biz yine iyiyiz." düşüncesi...

   Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle. 

30 Eylül 2015 Çarşamba

Yoksa sen ?

Merhabalar,


     "Yoksa ben kötü bir adam mıyım ?"  Kimileri için, cevabı bilindiği halde sözcüklere dökülemeyen bir soru cümlesi; başka kimseler için, cevabı biliyor olmanın ruha vermiş olduğu bir ferahlık ve bu ferahlığın yüzde meydana getirdiği ufak bir gülümseme; bunlar dışında kalan 'kimse'ler için ise sadece arda arda sıralanmış bayağı 6 adet kelime. Peki ya sen hiç Sadri Alışık gibi aynanın karşısına geçip bu soruyu kendine sordun mu ? Senelerdir aynaya bakıp, bırak bu sorunun cevabını, bu soruyu neden kendine sormadığını anladığın zaman ruhunun bir yerlerinde oluşan o kara deliğe, o tükenmişliğe düştüğün oldu mu hiç ?  Bak orada bir ayna var, geç hadi karşısına, merak ediyorum neler dökülecek o gözlerinden. 

     

     "Yoksa sen ?", "Yoksa sen kötü bir adam mısın ?"...


    Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

15 Eylül 2015 Salı

Hişşşt.

Merhabalar,


       Sen ağlama be küçük kız... Nedir yani, 12 yaşındasın diye ağlaman mı gerekiyor ? O kalabalıkta baban arkanda yok diye ağlaman mı gerekiyor ? Annenin gözleri doldu diye ağlaman mı gerekiyor ? Annenin içindeki cız edişleri gördün diye ağlaman mı gerekiyor ? Benim diğerlerinden neyim eksik diye ağlaman mı gerekiyor ? Kalemin, defterin olmayacak diye ağlaman mı gerekiyor ? Sıcacık, merhamet dolu bir eli omzunda hissetmedin diye ağlaman mı gerekiyor ? Dünyanın toz pembe olmayan, pislik düzenine bir kez daha şahit oldun diye ağlaman mı gerekiyor ? Baban gazi diye ağlaman mı gerekiyor be küçük kız ?

     Ya da; bizler biraz olsun utanıp susalım da, sen ağla be küçük kız...

 

4 Eylül 2015 Cuma

Gözyaşının tonları

Merhabalar,


        Bir nedeni var mıdır; geceye düşman oluşumuzun; gündüzü cici, geceyi öcü görüşümüzün ?  Güzel şeyleri gündüzleri görmek, kötülerini gecenin karanlığında bastırmak isteyişimiz; dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren bize dayatılan önermelerden biri midir sadece ? Gecelerden korkar oluşumuz; yapmacıklarla dolu hayatımızın sade ve el sürülmemiş halini görmeye dayanamaz oluşumuzdan mıdır acaba ? Bu yüzden değil midir; uykularımıza gece vakitlerinde zaman ayırmalarımız ? Peki ya bu yüzden değil midir; geceleri gündüzlere çevirmek için ışığı buluşumuz ?

                                                                  . . . 

       Ölüm yine durdu bizlere yakın bir durakta. Yeni bir yolcu daha dahil kendisine. Dargındı yine herkese, unutulup gitmişti akıllardan. Bir sabah vakti çıkageldi unutulmuş olmanın hırsıyla. Kapısını açıp, yolcusunu içeri aldı.  Elden ne geldi ? Gözyaşı dökmekten başka... Başka bir yerde ise; gözyaşları sevinçten akmaktaydı. Güzeller güzeli bir bebek( aman nazar değmesin) dünyaya gelmiş, yeni bir yaşam öyküsü daha yazılmaya başlanmıştı. Bir tarafta 70'lik Mehmet Amca, bir tarafta ilk nefeslerini alıp veren Kayabaş Bebek. Bir tarafta son nefesini vermenin üzüntüsü, diğer tarafta ilk nefesi almanın heyecanı. Bir tarafta yürekleri sızlatan elveda gözyaşları, diğer tarafta ise hoş geldin diyen sevinç gözyaşları...

      Herşeye rağmen günün kazananı ise yine ölümdü; aldıklarıyla ve ileride alacaklarıyla.


      Bir tarafa nurlar içinde yatmasını, diğer tarafa güzel ve huzurlu bir yaşam sürmesini dilerim. Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.                       

      

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Yeşil incir de mi alsam ?

Merhabalar,


       Yemyeşil çam ağaçlarıyla kaplı dağ yolunun hiç bitmeyeceğini sanarak zirveye doğru yol almak ne güzel bir duygudur bir akşam vakti, çam balı kokusu eşliğinde. Zirveye varıldığında, güneşin kızıllığının kendine hayran bırakan güzelliğinin altında, bir çift kol mesafesindeki ufuk çizgisini yakalama arzusunu ise hiç bir kitapta okuyamaz, hiç bir şiir veya şarkıda hissedemezsin. Yüzüne hafif hafif vuran köyün kendine özgü rüzgarının verdiği esenliği arayıp da bulamazsın başka yerlerde. Kahveye varıp, karşılaştığın memnuniyeti, güleryüzü; bozuk zeminin üzerinde duran sandalyeye oturduğun zaman bulduğun rahatlığı; tavşan kanı çayı içerken aldığın lezzeti; siz misafirsiniz denilerek elinizi cebinize attırmayan samimiyeti arayıp durduğunuzu ve sonunda bulduğunuzu anlarsınız. 

      Kanal boyunca sıralanan elma ağaçlarından bir elma koparıp, yıkamaya gerek görmeden yersin tadından bir an şüphe etmeksizin. Çeşmeden akan sudan kana kana içersin, bardağa gerek duymadan. Seni karşılamak için evin kapısında bekleyenleri gördüğün an hissettiğin huzuru; sımsıcak ve hasret dolu kucaklaşmaları; ötede oynayan çocukların bağırışları bir gülümse yaratır sende, uzaklardan gelen; " Şaban Amcamın oğlanı, napan ?" cümlesi ise cabası. Akşam olduğunda hayatın sadece dört duvar içinde geçtiğini anlarsın, dışarı bakıp kimsesiz, tozlanmış lambalarla aydınlanan yolları gördüğünde.

      Günün aydınlandığını, sabah olduğunu horozların bağırışlarından anlarsın, tıpkı kitaplarda okuduğun gibi. Dalından domates, salatalık koparmayı sonu gelmez bir istekle yaparsın. Gezdiğin her yerde, girdiğin her evde şehirde kolay kolay bulamayacağın samimiyet ve misafirperverliğe rastlarsın. 

      Bahçenin köşesinde tahtadan yapılma bir çardak görürsün. Çardağa giden yolda; önce bir kara dut ağacı, sonrasında dalları kara incirlerle dolup taşan incir ağacı, en sonda ise en yeşilinden elmaları olan ağacı görürsün. Hepsinden birer ikişer toplar, çardağa oturursun bütün köy gözlerinin önünde iken. 

     Güneş, kırmızının en güzel tonlarıyla yukarıda iken, sen bir elinde kitabın, diğer elinde kara incirinle köyü seyre dalarsın; aklının bir tarafında; 90 lık Gülkız Yengenin günümüz  kızlarına taş çıkartırcasına tatlılığıyla, " Resul tatlım nasılsın ? " cümlesi,  diğer tarafında ise; " Kalkıp, yeşil incir de mi alsam ? " düşüncesi ile...


     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.

28 Mayıs 2015 Perşembe

Mutluluk hep mi masallarda ?

Merhabalar.


   İnsan kahraman olmayı neden bu kadar çok ister ki hayatta ? Neden diğerleri gibi olmak varken, 'o' olmaya çalışır ?  Egosunu tatmin etmek için mi ?  Önemsizliğini önemli birisi gibi gözükerek  kapatmak istemesinden mi ?  Ya da almadan vermenin o tarifsiz tadını alıp da bırakamaması mı buna sebep oluyor ?  Ya da başka şeyler. Kim bilir belki de sadece, insanların hayallerinde gezinip , kimse görmeden kötü adamı alt edip, aynı şekilde kimselere görünmeden uzaklaşıp gitmek istiyorlardır. Yüzlerini belli etmeden, insanların hayallerinde yer etmeye çalışıyorlardır, ellerinde ki  bir parça iyilikle. Kim bilir, belki kendi hayallerine bile kahraman oluyorlardır..

   Peki ya mutluluk ? Onca kahramanlık yapıyorlar ya mutlular mı acaba ? Başkalarını mutlu ediyorlar da o mutluluk kazanından kendi paylarına düşeni alıyorlar mı ? Tabi ki hayır. Neden mi ? Mutluluk nedir, nasıl kullanılıyor bilmiyorlar çünkü. Mutluluk ile neler yapılır bilmiyorlar. Tut ki bir şekilde bir tutam  en mutlusundan mutluluk buldular, ne yaparlar ? Buldukları yere geri bırakırlar.  Niye mi ?  Onlara yakışmaz da ondan.


Kendime iyi geceler.



12 Mayıs 2015 Salı

Gözyaşı işte akabiliyor bazen.

Merhabalar.Nasıl başlayacağımı inan hiç bilmiyorum. Ölüm denilen, kalkış yeri bilinmeyen, her gün her saat her dakika hatta her saniye içine yeni yolcular dahil eden, dahil etmeye de devam edecek olan, gelmesi beklenmeyen anlarda küçük sürprizler yapıp geliveren, yanında durup kapısını açtığında basamağına adım atmaktan başka çarenin olmadığı, kısacası rotasının ve duraklarının bizler tarafından belirlenmediği bu otobüs, yakınlarımızda durdu bu sefer, hiçte beklenilmeyen bir anda. Canımızdan canlar alıp gitti, arkasından koşmaya fırsat bırakmadan uzaklaşıp, başka bir durağa doğru hareket etti. Hayatımızın bir parçası olduğunu kendi yöntemiyle tekrar hatırlattı bizlere. Onun da kendine göre sebepleri vardı tabi. O da ilgi istiyor, unutulmak istemiyordu. Kim unutulmak ister ki ? O yüzden olacak ki, unutamayacağımız insanları alıyordu hep. Bir de üstüne, camından bir not düşürüveriyordu ayaklarımızın dibine. "Hazırlan, bir gün seni de almaya geleceğim, biliyorsun bekletilmeyi sevmem :)" Değişik bir mizah anlayışı değil mi ? Bir esprisi ile tüylerimizi diken diken yapabilen bir otobüs, hayret verici gerçekten.Şimdi bir de şöyle düşünüyorum, acaba bunların hepsi bir rüya olabilir mi ? Şaka yapan bir otobüs sevdiklerimizi alıyor, geri vermek bir yana dursun yakın zamanda bizim içinde geleceğini bir ufak not ile belirtiveriyor. Sonra da arkasında büyük bir enkaz bırakarak yoluna devam ediyor.Ateş o an sadece oraya düşüyor, orayı yakıyor.Giden gittiği ile, kalanlar gözyaşı içinde kalıyor...  Nurlar içinde yat Kadir Amcam, bıraktıkların bizlere emanet.

29 Nisan 2015 Çarşamba

Neresi burası ?

Merhabalar.Mutlulukla birbirine bakan iki insan gördüm bugün. Nasıl da mutluydular, gelecek hayatlarını belki de ölünceye kadar beraber geçireceklerdi. Peki nasıl oluyor da bu kadar mutlu olabiliyorlardı. Hani mutluluk dediğimiz bu şey hudutları olmayan bir yer mi ? Kendine göre sınıflara ayrılmış az yada çok gibi bölümleri olan bir yer mi ? İsteyen herkes buraya girebiliyor mu ? Peki ya buraya girme şerefine nail olanlar, hangi kata yönlendiriliyor ? Mutluluğun az olduğu mu yoksa mutluluğun çok olduğu yere mi? İyi ama her ikisini de istemeyip orta kararlı bir mutluluk isteyenlere nasıl muamele ediliyor? Buraya kadar gelmişsiniz ama yerimiz yok denilip geri mi çevriliyor bu kişiler. Mutlu olmayı hak ettikleri halde, sırf doğru yeri seçmediler diye mutlulukları ellerinden mi alınacak ? Peki bundan sonra bir daha mutluluk denilen yere gitmek isteyecekler mi acaba ? Yorumsuz...Ah birde şöyle insanlar var ki fikrimce en şanslı olanları, üst tarafta bahsettiğimiz yere isteğimiz zaman girmelerini sağlayıp, istemediğimiz zaman çıkartabildiğimiz, haklarını hiç kaybetmeyen, herkesin gıpta ile baktığı, bir gülüşüyle bütün  aklımızı alabilecek iken, bir damla gözyaşı ile de bütün bir şehri yaktırabilecek değere sahip olanlar.Kısacası sevdiklerimiz. Ne gariptir değil mi onların varlığı ile mutluluk denilen yere sorunsuz bir şekilde yerleşir, sonsuza kadar orada kalacakmış gibi benimseriz yerimizi. Amaan neyse yeter bu günlük bu kadar :)Haydi kendime iyi geceler :)

23 Nisan 2015 Perşembe

Gülelim değil mi ?

Olmuş gecenin bir yarısı. Çoğumuz yatağında, karanlıklardan doğacak güneşin getireceği şeylerden bihaber uyumakta sabah uyanmak ümidiyle.Peki ya uyumayanlar ? Onlara ne demeli. Neydi onları bu güzel gecede uykudan alıkoyan şey. Belki bir söz, belki bir yüz, belki bir şarkı sözü.. Belki de içmiş olduğu kahveler, olamaz mı :)          Merhabalar. Gülmeli, şu hayatta her daim gülmeli insan. Sebepsiz yere, insanları deli edercesine  gülmeli. Kendisine kondurulan her türlü lafa, söze gülmeli insan. Tabi her daim gülelim diyorum ama nasıl olacak bu diye gelmez mi insanın aklına ? Gülmeyi, gülümsemeyi, tebessüm etmeyi ne olmuşta böylesine zor, bulunmaz bir şey olarak kabullenmişiz ki hep sahteleriyle yetinmek zorunda kalmışız. Öylesine sahte ki kendimizi bile kandırmaya başlar olmuşuz. Aptallık değil mi, bütün hayatımız, arkadaşlıklarımız, dostluklarımız, duygularımız büsbütün 'sanal'laşmışken, telefon tuşları ile oluşturulmamış duyguların varolduğuna inanmak ? İçimden evet aptalız dediğimi duyar gibiyim.

 İnsanın sevdiklerinden uzak kalması, başlarına kötü şeyler gelebileceğinden korkması ne kadar iç burkan bir durum değil mi ? Neyse ki kaldı 9 gün, bir sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanın yuvasına kavuşmasına. Kardeşim bekleniyor ve seviliyorsun.

Kendime iyi geceler..


  

20 Nisan 2015 Pazartesi

Küçük Sihirbaz

Nedir bu insanlara karşı kendini beğendirme, kendini takip ettirme duygusu anlamış değilim. Çevremdekiler hep bana baksın, beni konuşsun, hep beni hep beni.Kaynağı neydi bu, üstünü kapatmaya çalıştığı ama sadece kendini kandırmakta olduğu, devasa egonun. Egomu yeniyorum düşüncesiyle onu daha büyük daha acımasız bir hale getirirken neyi amaçlıyordu acaba ? Her gün biraz daha üstüne koymaya devam ettiği "ben herkesten farklıyım, herkesten daha iyiyim" düşüncesi ne zamana kadar, nereye kadar karakterinden, ruhundan bir şeyler götürmeye devam edecekti. Bunun sonu var mıydı ? Sona gelip ruhundan kalan son parçasını  da o ego dediği parazite sunacak mıydı ? Peki ya egosu bunu isteyecek miydi ? Kaynağı olan ruhun, karakterin son parçasını alıp, bağımsızlığını mı ilan edecekti ? İlan ettikten sonra ne ile beslenecekti ?  Ruhu olmayan bir beden  ne işe yarardı bu ego için ? Bilinmez..

Kendime iyi geceler..

14 Nisan 2015 Salı

Ayşe Teyzesi

Rambooo rambooo uçan kaçan farketmez, ramboo ramboo hiç affetmez, 12 ayın bekarı; ha ha hah :) Eğlenceli bir şarkıdır tavsiye ederim, Grup Vitamin den 'Rambo'. Merhabalar.  Bugün bir dost meclisinde sohbet ederken bir söz söyledim : ' bi 'merhaba' dese 'iyiyim' diye kitaplar yazacağım insanlar var.' Kaç saattir bu söz aklımda, acaba niye böyle bir serzeniş dolu bir cümle kurduysam anlamış değilim.Acaba aklımın kalbimden bile saklama ihtiyacı duyduğu bu gizemli kişi kimdi, neydi.Neden bir 'merhaba' demiyordu da kitaplar yazdırmıyordu bana, ilginç değil mi ? Yada ben bir şeyler yazmak için öylesine hevesli miydim ki biri çıksa da bir 'merhaba' dese diye kendime bilmeden de olsa baskı mı yapıyordum. Yada belki.. Acaba o birisi bunları okusa nasıl da gülerdi değil mi ? Bir hikayenin konusu, baş rolü, ana karakteri olmak yani hikayenin kendisi olmak nasıl bir duyguydu diye sormak isterdim o birisine, istemeden üstelik bilmeden dahil edilmiş olsa bile. Cidden kim bu 'birisi' ?  Bilmem. Kim bilir belki bir gün çıkar karşımıza da 'işte karşındayım, hikayen karşında duruyor.' der de sana da sadece o hikayenin adını koymak kalır..
Hadi bana iyi uykular :)


13 Nisan 2015 Pazartesi

Hey benim paşa gönlüm

Aman ha adımına dikkat kayar düşer yolunda, aman ha adamına dikkat oyuna gelirsin sonunda.. Ne de güzel şarkıdır, Zerrin Özer'den 'Paşa Gönlüm' değil mi ? Zamanının modasının ötesinde gözlükleri ve sarı saçlarına  birde ufak dans hareketleri eklemiş ki beğenmemek mümkün değil. Tabi şuan ki sanatçılarımızın klipleri kadar albenisi(!) olmasa da hoşa giden bir klip olmuş..  Neyse neden böyle bir değerlendirme içine girdim bende bilmiyorum ama eskiyi özlüyorum biraz da olsa. Gerçi yaşım daha eskiyi özlemek için küçük sayılabilir ama olsun. Bu arada öksürük şurubunun şişesinde  kalan son birkaç damlayı da biraz önce içtim, eczacı ablanın verdiği öğüdü yabana atmayarak. Bir şişe dolusu kimyasal maddeyi vücuduma almak beni üzdü ama işte öksürük denilen nalet şey geçmiyor üstüne artarak devam ediyor. Ama şunu öğrendim ki birşey de başarılı olmak istiyorsan,bir şeyi yenmek istiyorsan sonunda kadar gideceksin, bu öksürük şurubunun son damlası olsada..

O zaman bi Grup Vitamin şarkısı paylaşayım ve yavaştan köşeme çekileyim. İyi uykular bana :)
www.youtube.com/watch?v=LGf6Q3BLULo&list=PLb8caTL5bP7YPVqMH5I9UkpNh2IGWNApO











12 Nisan 2015 Pazar

Şuruplu bir cumartesi

Beni anlamadın ya, ben ona yanıyorum.. Merhabalar.Gözlerimden uyku sel olup taşarken geçtim klavyenin başına yine. Yazacak birşeyim yok ama elbet buluruz birşeyler değil mi ? Biraz önce öksürük şurubumu içtim yine, o garip tadı yine çocukluğuma götürecekti ki beni tam o anda dur dedim yorgunum, bir hüzünlü,ağlamaklı hikayeyi kaldırmaz bu bünye gecenin bu vaktinde.Neden geçmiyorsa bu hastalıkta kaç günden beri, hiç anlamış değilim.Her neyse yukarıda buluruz yazacak birşeyler dedim ama bulamadım.Bu seferlik böyle olsun, kendime iyi geceler :)

11 Nisan 2015 Cumartesi

Naber?

Merhabalar. 80'lere yada 90'lara ait şarkıları niye dinlemez ki insanlar ? Herkeste bir günümüz şarkıları dinleme havası, yeni çıkan anlamsız, biçimsiz sadece bass tan oluşan şarkılar. Belki daha çekici geliyordur bilemem tabi. Ama hiç anlam veremem Ayşegül Aldinç varken Demet Akalın dinleyenlere. Tabi ki Demet ablamızında kendine göre bir sesi ve popüleritesi var ama bilemedim işte. Belki benim geri kafalılığımdandır bu sürekli eski şarkıları dinlemek, eskileri sevmek, olabilir tabi.. Böyle konuşuyorum ama benimde günümüz şarkıları içerisinde sözlerinin hiç bir anlam ifade etmediği sözüm ona 'şarkı'ları dinlediğimde oluyor.Örnek vermek gerekirse Hande ablamızın meşhur 'Naber ' şarkısı. Acayip bir şekilde dilime dolandı ki anlatamam. Okulda  tanıdığım yada tanıyıp selam vermediğim tüm insanlara bu şarkıyı dinledikten sonra 'Naaber' deyip selam veriyorum istemsizce. Aslına bakarsak güzel birşey değil mi insanlara selam vermek. Ufacık bir 'Merhaba' kelimesi ve samimi bir gülümsenin karışımı  olan selamlaşma hareketinin ne kadar güzel birşey olduğunu hatırladım birden.Alt tarafı bir kelime ölmezsin yani söylersen. Var işte öyle birkaç insan, Selam vermenin ayıp veya günah yada iş atma anlamına geldiğini düşünen garip kişiler. Uff baksana nasıl da dolmuşum onlara :)  Sonuç olarak selam vermek önemli bir konu.Neyse ben artık gidiyorum malum sabah konferans var :) He bu arada o kadar 90lar falan dedim, Ayşegül Ablamızdan güzeel bir şarkı paylaşayım da gece gece keyfim yerine gelsin :)

https://www.youtube.com/watch?v=jDDQgbV6jwc






10 Nisan 2015 Cuma

Merhabalar. Rüzgarlı bir cuma gününün öğle vakitlerinde, bir yandan öksürerek bir yandan da kafam da ki devası zor bulunacak sorunlarımı düşünürken, kendimi bu satırları yazarken buldum. Hayat işte ne zaman ne olacağı belli olmuyor değil mi ? Ah neyse bu kilişe dolu hayat şöyle hayat böyle sözlerine fazla girmek istemiyorum. Gerçi şu an ne yazacağımı da pek bilmiyorum ama bir saniye, pardon öksürdüm de, klavyenin üstündeki parmaklarım, aklımdan geçirip oluşturmak istediğim cümleleri, kelimeleri bir an önce yazmak için çaresizce bekliyor ama beklesinler işleri ne ki ?
Blog um da ki ilk yazımın şekilli şukullu cümlelerden, yanarlı dönerli söz oyunlardan oluşmasını çook isterdim ama malum yetenek bu kadar, bünye anca bu kadarına izin veriyor. Neyse ben kaçtım şimdilik, öksürük şurubumu içicem.