4 Eylül 2015 Cuma

Gözyaşının tonları

Merhabalar,


        Bir nedeni var mıdır; geceye düşman oluşumuzun; gündüzü cici, geceyi öcü görüşümüzün ?  Güzel şeyleri gündüzleri görmek, kötülerini gecenin karanlığında bastırmak isteyişimiz; dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren bize dayatılan önermelerden biri midir sadece ? Gecelerden korkar oluşumuz; yapmacıklarla dolu hayatımızın sade ve el sürülmemiş halini görmeye dayanamaz oluşumuzdan mıdır acaba ? Bu yüzden değil midir; uykularımıza gece vakitlerinde zaman ayırmalarımız ? Peki ya bu yüzden değil midir; geceleri gündüzlere çevirmek için ışığı buluşumuz ?

                                                                  . . . 

       Ölüm yine durdu bizlere yakın bir durakta. Yeni bir yolcu daha dahil kendisine. Dargındı yine herkese, unutulup gitmişti akıllardan. Bir sabah vakti çıkageldi unutulmuş olmanın hırsıyla. Kapısını açıp, yolcusunu içeri aldı.  Elden ne geldi ? Gözyaşı dökmekten başka... Başka bir yerde ise; gözyaşları sevinçten akmaktaydı. Güzeller güzeli bir bebek( aman nazar değmesin) dünyaya gelmiş, yeni bir yaşam öyküsü daha yazılmaya başlanmıştı. Bir tarafta 70'lik Mehmet Amca, bir tarafta ilk nefeslerini alıp veren Kayabaş Bebek. Bir tarafta son nefesini vermenin üzüntüsü, diğer tarafta ilk nefesi almanın heyecanı. Bir tarafta yürekleri sızlatan elveda gözyaşları, diğer tarafta ise hoş geldin diyen sevinç gözyaşları...

      Herşeye rağmen günün kazananı ise yine ölümdü; aldıklarıyla ve ileride alacaklarıyla.


      Bir tarafa nurlar içinde yatmasını, diğer tarafa güzel ve huzurlu bir yaşam sürmesini dilerim. Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.                       

      

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder