Merhabalar,
O ufak dertler nasıl da büyüyor gözlerimizde, dünyanın tüm yükünü taşır hale geliyoruz, dünya yıkılsa umurunda olmayacak bir adamın saksıda yetiştirdiği çiçeğin kuruduğunu gördüğü an gözünden düşen o tek bir damla gözyaşı gibi garip ve yakışıksız bir şekilde yaşıyoruz. Sevinçlerimizi paketleyip cam şişeler içine yerleştiriyoruz, daha sonraları tekrar tekrar yaşamak için, tıpkı konserveler gibi. Yıllanmış, tadı kaçmış ama yemek mecburiyetinde olduğumuz gibi.
Korkuyoruz, korkuyoruz anlayacaklar diye. Kollarımızı iki yana açıp ölüme meydan okuyoruz da göz göze geliriz diye korkuyoruz, onlarca savaş görmüş ruhumuz ufak bir sıyrık daha görmesin diye karanlıklara karışıyoruz ve yine kaçıyoruz. Saklanıyoruz, o ağacı arıyoruz hayatımız boyunca, o bizi gövdesiyle saklayacak, kimseye göstermeyecek ağacı. Sonunda aramaktan vazgeçip kimi zaman sözcüklerin, kimi zaman insanların, kimi zaman bir bıçağın ardına saklanıyoruz. Bunlarda fayda etmezse, gözlerimizin ardına, ruhumuzun arkasına, sonunda ise kendimizin gölgesine sığınıyor, ne olur beni bulamasınlar diye feryadı figan ediyoruz, 'sessizce'.
En sonunda ise susuyoruz. Bitap düşmüş kelimeler fayda getirmez hale gelirken, kılıç gibi keskin bakışlarımızı kendimize yöneltiyoruz, bir umut cevabı buluruz diye. Ve tabi ki buluyoruz, bir ufak göz kırpmasının yanına neşesi kendinden menkul gülümsemelerimizden bir tutam ekleyerek cevabı veriyoruz... Ve tabi ki ' sessizce'.
Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.