28 Ekim 2015 Çarşamba

Sessizce

Merhabalar,


     O ufak dertler nasıl da büyüyor gözlerimizde, dünyanın tüm yükünü taşır hale geliyoruz, dünya yıkılsa umurunda olmayacak bir adamın saksıda yetiştirdiği çiçeğin kuruduğunu gördüğü an gözünden düşen o tek bir damla gözyaşı gibi garip ve yakışıksız bir şekilde yaşıyoruz. Sevinçlerimizi paketleyip cam şişeler içine yerleştiriyoruz,  daha sonraları tekrar tekrar yaşamak için, tıpkı konserveler gibi. Yıllanmış, tadı kaçmış ama yemek mecburiyetinde olduğumuz gibi. 

     Korkuyoruz, korkuyoruz anlayacaklar diye. Kollarımızı iki yana açıp ölüme meydan okuyoruz da göz göze geliriz diye korkuyoruz, onlarca savaş görmüş ruhumuz ufak bir sıyrık daha görmesin diye karanlıklara karışıyoruz ve yine kaçıyoruz. Saklanıyoruz, o ağacı arıyoruz hayatımız boyunca, o bizi gövdesiyle saklayacak, kimseye göstermeyecek ağacı. Sonunda aramaktan vazgeçip kimi zaman sözcüklerin, kimi zaman insanların, kimi zaman bir bıçağın ardına saklanıyoruz. Bunlarda fayda etmezse, gözlerimizin ardına, ruhumuzun arkasına, sonunda ise kendimizin gölgesine sığınıyor, ne olur beni bulamasınlar diye feryadı figan ediyoruz, 'sessizce'.

     En sonunda ise susuyoruz. Bitap düşmüş kelimeler fayda getirmez hale gelirken, kılıç gibi keskin bakışlarımızı kendimize yöneltiyoruz, bir umut cevabı buluruz diye. Ve tabi ki buluyoruz, bir ufak göz kırpmasının yanına neşesi kendinden menkul gülümsemelerimizden bir tutam ekleyerek cevabı veriyoruz... Ve tabi ki ' sessizce'.

Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

24 Ekim 2015 Cumartesi

Bilim yanılmaz.

Merhabalar,


       Gülümsemek... TDK'ye göre; güler gibi yapmak, hafifçe gülmek, tıp dünyasına göre; yüzdeki sadece 33 kası çalıştırarak oluşturulan bir ifade bütünü, Nazım Hikmet'e göre; adaleti bozuk düzene sessiz bir küfür, başka kimselere göre; bir kabul ediş, kabulleniş, onlarca 'eyvallah' mahiyetinde kelimenin yerine geçebilecek kıvamda masum bir eylem, benim fikrimce ise; kazancı kendinden menkul güzel bir yatırım. Değerlendirmesini bilene tabi.

        Nedenini daha tam olarak anlamamakla beraber gülümsemek konusundaki bu denli isteksizliğin, nasıl olur da yüzündeki o müthiş tezahürün, korkunç bir boşluğa sevk olmasına gönlü elverir, şaşıyorum. Takdir edersin ki, şaşkınlığımız aklımıza her birinin cevabı birbirinden gülünç sorular getiriyor, ve biz ne yapıyoruz ?  Tabiki de neşesi kendinden menkul gülümsemelerimizi de alıp oradan uzaklaşıyoruz.

NOT: Bilim adamlarına göre, yüzü ciddi tutmak için 127 kas çalıştırmak gerekirken, gülümsemek için  gerekli olan kas sayısı sadece 33 .

Birde böyle düşün canısı. :)


Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

13 Ekim 2015 Salı

Biz yine iyiyiz

Merhabalar,


   Her gülüşün ardında bir kederli anı, iç burkan bir öykü arar olduğumuz şu günlerde, gözlerinden içindeki korkunç boşluğu görebileceğimiz; her bir gülümsemesinin, ateşler içindeki ruhundan sırasıyla bir parça kopardığına şahit olduğumuz bir yüzle rastlaştık yine. Üşüyen bedenini sıcak tutmak için o ateşler içindeki ruhunun yanına çökmüş, sönmemesi için uğraşıyor, geleceğinden parça parça koparıp içine atıyordu. Bir sonraki kışı çıkartamayacağı belliydi, ateşinde yakacak başka gelecekler bulamazsa eğer.

   Sebebi bilinmez ama, hepimizin ihtiyacı olan o 'güven'i samimi bir tokalaşma ile karşı tarafa sunuveriyordu. İster istemez koruyucu bir duvarla çevrildiğini hissettiriyordu o sade tokalaşma şu küçük bedene, bu büyük şehirde. Ne var ki, onun ne senin ne de bir başkasının güvenine ihtiyacı vardı. Kendine göre tedbirleri vardı, ateşinin söneceği zamana kadar alacağı, - omzuna dokunulduğu zaman elini yumruk haline getirmesi gibi, uzatılan her sigaranın ucunu bir parça kopartarak içmesi gibi, elinden bir an bile düşürmediği, tüm hazinelerden daha değerli olan tesbihini kimseye vermemesi gibi - ve almadığı vakit geçmiş pişmanlıklarına yenilerini ekleyeceğini bildiği...

   Bu koskoca geceden geriye kalan tek şey ise, kafamızı yastığımıza koyduğumuz an aklımıza gelen ; "Biz yine iyiyiz." düşüncesi...

   Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.