Merhabalar,
Fazla kibarlığın samimiyetsizlik olarak kabul gördüğü zamanlardı. Havada asılı duran onlarca kelimeden bir kaç tanesini seçip cümle kıvamına getirmek, kıvama gelen cümleyi uygun ses tonuyla karşı tarafa sunmak, ve en önemlisi gerekli hitabı bulup sunumu süslemek bir dert haline gelmişti. 2 dakika önceki 'siz'in kibarlığı şuanın samimiyetsizliği olabilir; 'hanımefendilik' müessesesi ayak altına alınabilirdi. Doğrudan bir dertti ama telafisi oldukça dolaylıydı şüphesiz.
***
Tanrıya kendi gibilerini güncellemesi için feryatta bulunduğu o akşam, büsbütün hissetti damarlarında dolaşan bıkkınlık zehrini. Her gün aynı fincandan içtiği kahve bu seferde savuşturacak mıydı o hissi ? Oynadığı ' kahve ruleti' bir kez daha mı yarına devredecekti ? Bilemezdi. Durdu ve 'bir fincan kahve mi içsem yoksa kendimi mi öldürsem' diye düşündü.
Yok, bu kadarı fazlaydı. Daha ölmeden önce içmesi gereken hatır sayılır miktarda kahve vardı.
Durdu, fakat öncekinin aksine, gülümseyerek ' ah ulan keşke biraz leblebi olsaydı' dedi. Kalktı ve kahve makinesine yöneldi.
***
O yaşına kadar ne yaptığı sorusuna verecek cevabı yoktu. Vardı aslında ama belki nefesini tüketmek istemediğinden belki de anlamayacaklarından dolayı susardı hep. Mağrur bir şekilde başını büker susardı. Sorularda iyi, cevaplarda tutuktu. Lakin bugün öyle olmayacak, önüne konan kağıt parçasının mesleğini sorduğu kısma bir cevap yazacaktı. Yazdı da. Bir daha sorsalar, bir daha yazacaktı. Doktorlar, mühendisler, pilotlar yanında halt yemişti.
Kağıdı alan görevliden bozma kadın, 'yalnız bu meslekten sayılmaz' dediğinde ona hayatının cevabını vermişti. 'Benim mesleğim adamlık' dedi. 'Adamım ulan ben sadece adam!'
Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.
Teşekkürler İlhami Algör, Emrah Serbes , İlay Bilgili ve Sinem Sal.
Merhabalar,
Raksa katılan her 'iyi dileğin' saatlerce pistten inmeyişi can sıkmış olsa da, tek başınalıktan bunalan bünyede kalabalık yapmaları bir miktar 'hoşluk' yaratmıştı. Bu 'hoşluğun' onu 'hoşnut olma' durumuna ne derece yaklaştırdığı tartışılabilirdi fakat uzun süredir 'hoşnutluk' nedir bilmezken ona bir kulaç atımı mesafede oluşu hayret vericiydi.
Gerçekten hayretti yahu, karaya çıkması işten bile değildi.
***
Centilmen olması için hayatı ona zehir eden birinin yaptığı bu şeyi anlayışla karşılaması yeterli değildi. Ondan önce davranıp 2 adet oralet sipariş etmesi gerekliydi. Çünkü centilmen olmak bunu gerektirmekteydi.
*
Öldürmek için silah kullanması şart değildi. Amaç iz bırakmak, kalbin sol tarafına felç indirmek ise bir tebessüm; bacaklarındaki gücü almak, kötürüm bırakmak ise bir çift gamzeli gülüşme; aldığı nefesi kesmek, daha alamaz hale getirmek, diri diri gömmek yada başka bir deyişle öldürmek ise bir kahkahası yeterliydi. Çünkü kahkahanın yanında öfkenin esamesi okunmazdı. Çünkü kahkahanın mermisi bitmezdi. Ve en iyi biz centilmenler öldürürdü.
*
Konu vedaya geldiğinde ise; herkesin kendi vedası olmalıydı. Başkalarınınkini taklit etmek ne derece samimi olacaktı. Ve tahmin edeceğiniz üzere, en güzel biz centilmenler veda ederdi.
Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.
Teşekkürler Umay Umay, Kutub Şimşek ve F.N