26 Ocak 2016 Salı

Asude

Merhabalar,


     " Gülümsemesinde sakladığı hüzünlerine kimsenin eğilip bakmasını istemediğinden bol bol harcadı mutluluklarını Beyefendi. Bu eli bolluğundan nasibini alan Madam ise tarifi edilemez bir huzura düştüğünden olsa gerek kendisini bekleyen hazin sonu görmekten aciz idi... Şüphesiz... Yazık ki..."


     İnce belli bardaktan yudumladığı çayın boğazından geçerken ' yakıp kül etme ' eylemini enfes bir biçimde yerine getirmesi, ne hikmetse aynı eylemi kalbi üzerinde harekete geçirememesi bir anlık şaşkınlık yaratmış olsa da; gerekenin tam da bu şekilde olması bilinmekteydi adam tarafından. Bardağı masaya yavaşça bırakıp, gözlerini bir diğer yeşil çifte diktiğinde onlarda tezahür eden hasret duygusunu görmezden gelmişti. Hasret kalan, kalınanı aramalıydı fikrince. Aramak dışında zaman ayırılan her uğraş bir gereksizlik, unutmaya çalışmak yolunda harcanan her insan bir bozukluktu; cepte sadece ses yapmaya yarayan, birleştirilip bütünletilmek istenen.


     Geldiğinden beri çayına hiç dokunmayan kadın, sebebi yine kendisi olan yorgunluğunu hakkında romanlar yazılabilecek tek kelimelik bir mesaj ile üzerinden atabilmişti. Kendisine dikilmiş bir çift gözün hapsinde ne bakışlarını başka yöne çevirebilmiş ne de çayına elini sürebilmişti. Geçmişte de böylesi birkaç duruma şahit olmuştu fakat bu tür yeşil bir tutukluluk süreci tecrübe etmemişti. Hayıflanmasını gerektirmeyecek kadar ' umutlu ' bir hissiyata kapıldığından uzanıp bir yudum aldı, sıcaklığından şüphe ettiği çayından. O bir yudum geçip ilerlediği her yere ferahlık sağlarken, kalbi de unutmamış, bir nebze de ona göndermişti... 

     

     Adam ise olabildiğine asude...


     Cümlelerin sesi kısılmış, uzunlukları artırılmış, gözler aracılığı ile taşınma evresine girilmişti. Radyatörün ısıtmakta biçare kaldığı masayı, karşılıklı tebessümleri sayesinde hoş tutmaya çalışmaları gece boyunca devam etmişti... Gecenin sonunda ağızdan çıkan bir kaç söz ise sadece masanın değil diğerinin de gönlünü hoş tutmasına olanak sağlamıştı. Kuşkusuz.


     Güzel bir akşam geçirmemiz dileğimle.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Yol

Merhabalar,


     "Hüsran ile sonuçlanan her denemenin ardından başvurduğu gözyaşı terapisine o denli bağlanmış olacak ki, terapi seanslarını arttırmış, dozajını iki katına çıkarmıştı. Halbuki bakması gereken yer çok uzakta değildi, akıl edip iki dudağının arasına bakabilse görmesi işten bile değildi... Madam ise hala bi'haber."


     'Memnun olma' halinin en doğal ve en sade belirtisi olan 'tebessüm' zaman kaybetmeden adamın yüzünde yerini almıştı. Günlük yaşamında memnuniyetini, memnuniyetlerini bir parça utangaçlık, bir parça gizlilikle yaşayan adam, bu sefer kimseden sakınmadan, tebessümlerini alıp masanın üzerine bırakmıştı. O kadar ilgi çekmiş olacak ki; karşı masada oturan hanımefendi bile tebessümlerden bir bukle nasibini almıştı.


     Yaklaşan garsonu gördüğünde sipariş verme zamanını bir kez daha hesap etti kafasında. Henüz erkendi. Çayın soğuma riskini göze alamazdı ki 'biraz sonra' telkini ile sipariş zamanını bir müddet ileri atabildi. Mekanda çalmakta olan hafif müziğe bir süre kendini kaptırmış olacak, telefonuna gelen mesajı iki dakika sonra farkedebildi. 'Beklediği cevabı almanın' vermiş olduğu memnuniyeti ve heyecanı kabına sığdırmakta oldukça başarılı olduğundan, telefonunu yavaşça iç cebine bıraktı.  Çayı değil 'çayları' sipariş etmenin vakti gelmişti.  Kadın 'yolda' idi.


     Masanın üzerine bıraktığı 'tebessümlerini' tazeledi göz ucuyla. Yenileri daha taze ve daha memnundu. Tavandaki küçük ve gösterişsiz armatürlerin bir tek kendi masasına sağladığı 'loşluk' hizmetini yeni farketmiş olsa da şaşkınlığını gizleyerek, hizmetlerinin karşılığı olarak armatüre en tazesinden bir tebessüm buyur ederken, garsonun elindeki iki çayı masasına bırakmasını seyretti. Ve 'tazelerinden' bir miktar bahşişi kendisine takdim etti.


     Artık yol bitmeli ve masa tamamlanmalıydı... 


     Karşı masada oturmakta olan hanımefendi, tanık olduğu manzara karşısında kıskançlık dürtülerini kontrol edemez hale gelmiş, az önce payına ancak bir kaç tane düşerken, ' o ' kadın gelip masadaki tüm 'tebessümleri' sahiplenmişti. Sinirlerine hakim olamama korkusuyla mekandan ayrılma kararı aldığında ise, farkında olmadan karşı masaya kulak misafiri olmuştu.

     " Yol " diyordu kadın, " Ben bittim ama yolu da bitirdim. "


     Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

1 Ocak 2016 Cuma

Çay iki olsun

Merhabalar,


     "Kayıtsızlıkla sakinlik arasındaki ince çizgide geçirdiği yaşamının kendisine bahşettiği ona lütuftan birer parça alıp, davranışlarında ve en önemlisi yüreğinde taşımakta olan Beyefendi, Madam'ı bir panzehir arayışına düşürem hareketlerinden son derece memnun olsa gerek, Madam'ın sözcüklere vuramadığı çaresizliğini gördüğünde, ağzından tanıdık bir cümle çıktı yine; 'Ah şu benim bilip, senin bilmediklerin, yok mu ?' "


     'Bir çaresini' bulacaklarından şüphesi olmayan insanların umut dolu bakışlarında örtbas ettikleri 'çaresizlik' duygusu, her ne kadar uzun bir süreliğine rafa kaldırılsa da, daha üstü toz bağlamadan yerinden alınmakta ve tekrar servise sunulmaktaydı. Kadın, kapanına kısıldığı bu duygunun dibindeki sonsuzluğa doğru ilerlemekte iken, eline geçen herşeyi paramparça etmekten de geri durmuyordu. Bu zor günlerinde yanında olmaya çalışanları bir bir karşına alıyor, elini uzatanları pek de nazik olmayan lafları ile dövüyordu. Çocukluk hatıralarının buram buram hissedildiği, anıların çevrelediği dost meclislerini kırıp dökmüş, bir taraflara dağıtmış; üyelerini ise unutmamış, onları da dağıttığı meclisten azad etmişti.


     Çaresizliğine her dakika yeni çaresizlikler katmakta olan kadın, günlerdir aynaya bakmıyor olacak ki; gözlerinin altında oluşan, minik sayılamayacak büyüklükteki mor torbaları farketmiş, yeşil gözlerini çevreleyen beyazlığın yerini bir garip kırmızılığa bırakması, onda tamiri uzun sürecek gedikler açmıştı.


     Aynanın önünden ayrılması için gerekli olan dürtü ise uzun bir telefon çalması ile mümkün olabilmişti. Yavaş hareketlerle sese doğru yürümekteyken, sol taraftaki manzarayı gördüğünde yerinde donup kaldı. Geçen gece geçirdiği sinir krizinin, gözler yaşartan tahribatını gördü o an. Çerçevelerle taçlandırdığı sevdikleri kırık dökük yerlerde, yadigar radyo tanınmaz hallerde, yıllardır kimseye vermeye kıyamadığı dostları,kitapları, top yekün dağılmış, zamanında her gün tozunu aldığı madalyaları, kirden rengini belli etmez olmuş, ve o en kıymetlileri, taş plakları, duvarın dibinde paramparça, yerde yatmakta.


     Telefondan gelen ses bu sefer kısa süreli idi. 'Mesajdır herhalde' diye geçirdi aklından. Elindeki kırık plak parçalarını yere bıraktı, yerinden kalkarken.


     Bilemezdi, nereden bilecekti. Tek bir kelimeden ibaret olan mesajı gördüğünde çığlık atacağını nereden bilecekti... Kim bilecekti...

     ' GÖNDEREN :  ADAM    '

     ' MESAJ :  Çay ? '


                                                                       * * *

   

     ' GÖNDEREN :  KADIN   '

     ' MESAJ : Yoldayım !  '


     " Afedersiniz, benim çay iki olsun " dedi, ardından  "İnce belli bardakta lütfen."


     Güzel bir akşam geçirmemiz dileğimle.