25 Nisan 2021 Pazar

Yorgun 2

Merhabalar,


Adam biraz yorgun.


Günler birbirini önüne geçilmez bir hızla takip ediyor şu dönemde. Direnilen gece uykuları, yarı uykulu gündüz saatleri. Sürekli bir devinim. Pürüzsüz geçişler. Birbirinin aynı günler.


İsmi hatırlanmayan bir yazarın da dediği gibi; değişen tek şey takvim yaprakları.


***

İçilen her kahvenin damakta aynı tadı bırakması. Ve kaçınılmaz, tatların da tekdüze olması. Sonuç ise, farklı dertlere tek tip çarelerin sunulması.


Sıradanlık, zor şey.

***

İnsanlar yine konuşuyor, yine durmaksızın. Kabaran egolar, aynı anda azalan anlayışlar. Artan küçümsemeler, ezilen duygular. Sonrası; kırılan umutlar, dolan gözler.


İnsanlık, mühim şey.



Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle. Tabi eğer mümkünse.


26 Nisan 2020 Pazar

Yorgun

Merhabalar,


Adam yorgun. Çok yorgun.


Kaynayan suyun buharları yüzüne vurduğunda fark etti. Dalıp gitmişti. Kafası gerçekten saçlarından daha karışıktı.


Kahve için makul su sıcaklığının 93-94 derece olduğunu öğrendiği günden beri kapağını bir kaç dakika açık bıraktırdı su ısıtıcının. Kaynamaktan yorulan suyun dinlenmesine izin verirdi. Bari o dinlensin derdi.


Sıcak su ile ısıttığı bardağın ağız kısmındaki ufak mavi lekeler dikkatini çekti. Bir kaç saniye anlam veremediyse de, sonradan aklına geldi. Parmaklarının çoğunda da mürekkep lekesi hakimdi. Her şeyin bir bedeli vardı elbet.


Keşke her bedel sıcak su ile yıkanınca çıksaydı, ödenseydi. 


E o zamanda hayat çok basit olmaz mıydı ?


Kaynayan suyun yeterince dinlendiğine kanaat getirince kahve ile suyu yavaşça birbiri ile buluşturdu. Dans edercesine yükselen buhar ve ardından yayılan, her aromada farklı bir karaktere bürünen kahve kokusu bir kaç nefeslik huzur tatmini yarattı.


Ancak yorgunluk ara vermiyordu.


İlk yudum boğazda hoş enstantaneler  bırakırken kapattı gözlerini. Hayata büyük anlamlar yüklemek cesaret gerektirirdi. Gülümsedi. Neyse ki cesur değildi. Büyük anlamlar için çok küçüktü.


Anın sonsuzluğu tüm hızıyla devam etti. Yorgunluğu da aynı şekilde.


Biter miydi?


Kim bilir ki .



Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.


24 Ocak 2019 Perşembe

Karar veremedim

Merhabalar,


Sıkılıyorum sayın okur. Sığamıyorum. Kısalsam diyorum, üstüme basıyorlar; uzasam diyorum, kendime yediremiyorum.


Yapacak bir ton şey varken hiçbirini yapmamak, kılını kıpırdatmamak hiç samimi gelmiyor. Şuan bile öylesine yazıyorum, öylesine yapıyorum. Ben kendimi samimi bulmuyorum sayın okur.


'Vefa'yı sadece kitaplarda okur oldum . Bir kaç cümle içerisinde. Roman kahramanları gerçekten vefalı. Peki, ben neden böylesi vefasız oldum, vefasız kaldım ? Kaldım sadece. Çoğu zaman yaptığım gibi... Romanlar benden daha vefalı sayın okur.


Takıldım kaldım. 1 masa, 1 sandalyeye takıldım kaldım. 2 adımlık salon bana hasret, çiçeğim su beklemekte. Salon bana kırgın o belli; çiçeğim olmasa bari. Su vermedim diye yapraklarını dökmese bari. Anlasa ya beni. Takıldım. Anlasa bari... Bunları da 1 masa ve 1 sandalyeden yazıyorum sayın okur.


Tadı yok. Şu vakitlerin hiç tadı yok. Diğerlerinin de pek farkı yok gerçi. Bir nefes süresi var hepsinin. Verdiğin an bitiyor. Geri getirmeye de niyetim yok zaten. Boynum ağrıyor sayın okur, uğraşamam şimdi.


Çizgimi bozdum son sıralar. Dedim; ama ben de inanmadım. Benim ne çizgim oldu da bozdum. Çizgiymiş, peh. Ne zaman düz oldum da, çizgi gibi durdu acaba ? Hep bir yanlış, yamuk, çıkıntı. Daha düz bile olamadım sayın okur.


Ne olduğuma henüz karar veremedim sayın okur.



Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle...

7 Kasım 2018 Çarşamba

Çakır gözlü dev

Merhabalar,


     Güldük sadece. Bir tek dudaklar yerinden oynadı. Bir yudum ekmek, bir kaşık su hiçbir zaman sebep olmadı göz parıltısına, kalbin heyecanına. Hor görüldü ekmek, küçümsendi su.

     Sebepten sayılmadılar, adam yerine konmadılar.

     Akıldan düşüp, orada kaldılar.

     Mekanın önemsiz, vaktin değersiz olduğu bir yerde, ve hikmetse bu kez göz parıldadı, kalp heyecan ile attı:

    

      "Geçti be Resul."

     

     Bir yudum ekmek, bir kaşık su...


                                                                                   ***


     Gözleri daldı bir an adamın. Elinde kumanda, kulağında televizyon cızırtısı. Nasıl olacaktı, nasıl devam edecekti. İşittiği laflar, gördüğü muamele ne vakit canına tak edecekti. Bilinmezdi, belki de etti.

     

     Öyleyse ne vakit söyleyecekti ?
     Söyleyemezdi.
     Söyleyemezdi doğrusu. Yakıştırmazdı kendine.
     Halbuki bilmezdi, ne çok yakışırdı. En çok da ona yakışırdı.

     Uğraştı ama olmadı, göz kapakları yer çekimine meydan okuyamadı.

     

     Uykuya yenik düştü çakır gözlü dev, sabahına her şeye karşı.



     Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Oturmuş çay içiyorum

Merhabalar,


     Geldim.

     Zorunda hissettiğim için.
     Sürekli öyle hissetmeyiz mi zaten?
     İstiyorum değil de, zorundayım...
     'Zorundayım çünkü...' diyerek de devam ederiz.
     Sanki çok öyleymişiz gibi.
     Korkuyoruz dostum, korkuyoruz.
     Alay edici bakışlardan, imalardan, konuşmalardan
     Az kaldı giyeceğiz bir çelik yelek. Korkudan.
     Belki de giydik, sesimizi çıkarmıyoruz. Korkudan..
     Kimse dokunmasın, teması da sevmiyoruz.
     Niye olacak yahu; korkudan hep korkudan.
    

     Gidiyorum.


     Evet, zorunda hissettiğimiz için.
     Ve evet, sürekli öyle hissettiğimiz için...
     Oturmuş çay içiyorum
     Aynı anda başım ağrıyor, kıvranıyorum
     Olsun diyorum, bir açık daha dolduruyorum
     Bardak bitiyor, ölmüyorum.
     Sonraki bitiyor, yine ölmüyorum.
     Öbürkü öldürür mü onu da umursamıyorum.
     Çaydan rus ruleti oynuyorum...
     Olmuyor, diğer demliğe göz kırpıyorum.
     Ama yine de gitmeyi seçiyorum...

     

     Benden bu kadar demek istiyorum
     Elimde bir bardak çay ile gitmek istiyorum.
     Belki, bir ihtimal diyorum...
     


     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Uyku

Merhabalar,


     Uykum geldi sayın okur. Uyuyacağım.


     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.

26 Mart 2018 Pazartesi

Nasıl olur?

Merhabalar,


     Garip bir arayış içerisindeyim şu aralar. Dolma kalem ile karalama yapmak istediğim uygun bir kağıt veya defter parçası. Ne aradığımı bilmiyorum ama aklım yanık renkli olması fikrinde. Gerçi nasıl olacaksa, henüz bir dolma kaleme bile sahip değilim... Kağıdı bulsam gerisi gelir diyorum ama bu seferde kalem uğraşına gireceğim. Ne kadar zor değil mi sayın okur ?

     Neyse, kafalar karışık zaten.


     Şaşırdım. Şu yaşımda kandırılmıştım. Yıkıldım, ama yer sağlamdı; kıpırdamadı... Daha kandırılmam dedim, kendimi kandırdım...

     Vursalar yıkılmazdım, üflediler duramadım... İradem Çin malı çeliktendi. Paslanmazdı ama küf tuttu. Neresinden tutsam elimi kirletti. Ellere su ile sabun çare olurdu. Peki ya kendisi olmayan, olamayan iradeye ne çare olurdu? Birçoklarına sordum bende. Sonra tekrar sordum. Sonuç, aradığınız cevaplara şuan ulaşılamıyor.

     Şaşırttı mı?

     Kafalar gerçekten karışık.


     Nasıl olur?

     Günlerdir bu soru aklımı meşgul etmekte. Gün doğuyor ama olmasını beklediğim şey bir türlü olmuyor. Gerçi ne bekliyordum ondan da emin değildim. Beynim sadece kargaşa yaratmak istiyordu. Sonuç odaklı değildi. Tersine karmaşa amaçlıydı; kaostan besleniyordu. İplerin ucunu kaçırmamış, alakasız çubukların ucuna bağlamıştı. Çubuklarla da kukla sanatını icra ediyordu, nice zamandır... Ömrünü bu sanata harcayan sanatçılara taş çıkarırcasına. Sonuç olarak, ipler onun elindeydi ve bırakmaya hiç niyeti yoktu...

     Nasıl mı olur?

     Bilmem ki, nasıl olur?


     Derken, dolma kalemi bıraktım elimden...


     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.



     NOT: Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum.