Merhabalar,
"Duyulacak özlemin şanına yakışır biçimde bakıyordu Beyefendinin gözleri. Madamınkiler ise aşağısında kalmazcasına. Gecenin sonunda yaşanması çok muhtemel ' gitmeseydin iyiydi' vaziyeti de tıpkı balsız servis edilen kış çayı gibi olacaktı; bir o kadar tatsız, bir o kadar iç burkan, ama zorunda olunan. "
Kırmızılı bardak yoğun geçen doldur - boşalt kahve seferlerinin sonuna gelmişti. Temizlenme, yeni güne başlama telaşı içinde bırakıldığı yerde beklemekte idi. Olmayan seher vakti hüzünlerine tanık olacağını nereden bilecekti ? Sahiden öğrenebilecek miydi ? Yudum yudum azalırken azalanın içindekinin değil adamın şüphelerinin olduğunun farkına varabilecek miydi ? Sahiden şüphelerin, adamın kesinliklerine varıncaya kadar kat edeceği yol, acabaları kendinden menkul bir bekleyiş olacak mıydı ? Peki olsa ne olurdu, olmasa ne ?
Kadın belli ki herkesleşmemek uğraşındaydı. 3 - 5 satırlık sevmesi, kalbi bol dijital mektup yerine sahici bir mektup yazmaya karar vermişti. Daha doğru bir deyişle, bir kağıt parçası olacaktı o ' mektup '. Okuması kolay, etkisi parça tesirli olan cinsten. Özensizce koparılmış o masum beyaz parça birkaç parmak hareketi sayesinde dünyanın en önemli, en gizemli, en mahrem yazıtı haline gelecekti. Adam ise bu en mahrem yazıtın muhatabı kesilecekti. Gelecek kuşakların uğruna kitaplar dolduracağı bu mahremiyet ise sadece 4 kelimeden oluşacaktı...
" Seni seviyorsam sanane bundan ? ** "
Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.
"Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı;
Belki böyle beğenir bizi el alem!"
Ömer Hayyam
**Friedrich Nietzsche