26 Kasım 2015 Perşembe

Akrep ile yelkovan

Merhabalar,


     "... Madam farkından değildi belli ki, elde oyalanmak için bir telefon, gözler yukarı bakmaksızın yerlerde, kalpteki küçük hesaplaşmaları dışa vuran yüzü, somurtma eylemini enfes bir biçimde yerine getirmekte."


     Günlerden yine sıradan bir gün, sabah güneşinin o soğuk sıcaklığının tende bıraktığı adı konulmaz haz bir yanda, mırıltılarından keyfinin yerinde olduğu anlaşılan sevimli kedi ve karşı tarafta uyandırdığı huzur duygusu öbür yanda, akrep ile yelkovanın bitmek bilmez mücadelesi izleniyordu, zaman küstahça gülüşlerini yüzlere vuruyor olsa da. Uykuyu açmak konusunda kahvenin tüm hünerlerini bir bir gözardı ettiren o yeşil elma, her ısırıkta kendini bir parça yüceltiyor, bütün tebrikleri kendinde topluyordu. Her lokmada canı biraz daha yansa da, bir sonraki sabah göreceği o hürmeti düşünerek sineye çekiyordu herşeyi. Gel gör ki, sonunda akrep ile yelkovanın amansız kovalamacasının galibi olmuştuk yine. Vakit gelmişti. Halledilmesi son derece gerekli ve bir o kadar kaçınılmaz olan mevzuyu, icabı gereği bekletmek hoş olmayacağından kontağı çeviriyoruz ivedilikle, iki kelimelik bir inşallahın birlikteliğinde.


     'Bu hal ne' demekten alıkoyamıyoruz kendimizi, beklediğimiz gibi görsek de herşeyi. İki günde ne 'hal'ler olmuş olacak ki, böylesine umutsuz görünsün renkleri solmuş olan gözleri.


     Ve akrep ile yelkovan yine sahne alıyor, yine kovalamacaya başlıyor.


     Dudaklar 'solgun' kelimesinin hakkını mümkün olduğunca vermekte iken, Madam farkında değildi belli ki, elde oyalanmak için bir telefon, gözler yukarı bakmaksızın yerlerde, kalpteki küçük hesaplaşmaları dışa vuran yüzü, somurtma eylemini enfes bir biçimde yerine getirmekte...


Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.




14 Kasım 2015 Cumartesi

Unutma, her gün bir doz.

Merhabalar,


     "Ah seni küçük insan, halbuki ne kadar sıradan, ne kadar basit bir varlıksın sen, maske takmana gerek olmaksızın, roller içinde kaybolmana gerek kalmaksızın..."

     

     Bugün acaba hangi maskeni taktın ? 'Süper' insan rolünü ağızları açık bırakacak, ayakta dakikalarca alkışlanacak, herkesin sana gıpta ile bakmasını sağlayacak kadar iyi yapışın, bir maskeye bu kadar bağlanmış oluşun seninde canını sıkmıyor mu artık ? Ya da, yeryüzüne düşmüş, düşerken kanatları yanmış da bir daha uçamayacak olan, beyazlar içinde, bir kez görenin bir daha aklından çıkaramayacağı o güzel yüzlü melek masken, belli  üzerinde o kadar güzel durmuş olacak ki; ölümünün senin ellerinden olmasını dileyen faniler sıraya girer olmuşlar. Hatta, bu maskenin hakkını öyle güzel vermişsin ki, şeytan bile utana sıkıla sıraya girmeye yeltenmiş fakat faniler tarafından örselendiğinden  olsa gerek terk i diyar eylemiş, içinde bir parça buruklukla.


     O boyundan büyük egon, volkan patlamalarının yanında hiçbir şey kaldığı özgüven patlamaların, gösteriş savaşlarını kayıpsız atlatışların bütün maskeleri arka cebinde taşıdığından olacak ki; yanına almayı unuttuğunda geçirdiğin 'rol' nöbetleri birer kabus haline gelir olmuş. Ama zamanla onunda çaresini bulmuş, her gün küçük dozlar halinde başka yüzlere ait gülümsemeleri yutar duruma gelmişsin yarım su bardağı gözyaşı ile birlikte. Kendi kendinin doktoru olup çıkmışsın. Reçetene yazdığın insanları temin etmek konusunda da 'oscar'lık performans göstermene gerek duymadığını  belirtmek isterim laf aramızda.  Kullanma talimatlarına bakmadan, kutularını açar açmaz insanları kullanman beni biraz olsun şaşkınlığa uğratmadı değil ama, lafın aramızda olduğunu bildiğim için şunu da söyleyip seni ilaçlarınla yalnız bırakmak isterim; unutma her gün bir doz, ne eksik ne fazla, yoksa alimallah...


Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.