7 Kasım 2018 Çarşamba

Çakır gözlü dev

Merhabalar,


     Güldük sadece. Bir tek dudaklar yerinden oynadı. Bir yudum ekmek, bir kaşık su hiçbir zaman sebep olmadı göz parıltısına, kalbin heyecanına. Hor görüldü ekmek, küçümsendi su.

     Sebepten sayılmadılar, adam yerine konmadılar.

     Akıldan düşüp, orada kaldılar.

     Mekanın önemsiz, vaktin değersiz olduğu bir yerde, ve hikmetse bu kez göz parıldadı, kalp heyecan ile attı:

    

      "Geçti be Resul."

     

     Bir yudum ekmek, bir kaşık su...


                                                                                   ***


     Gözleri daldı bir an adamın. Elinde kumanda, kulağında televizyon cızırtısı. Nasıl olacaktı, nasıl devam edecekti. İşittiği laflar, gördüğü muamele ne vakit canına tak edecekti. Bilinmezdi, belki de etti.

     

     Öyleyse ne vakit söyleyecekti ?
     Söyleyemezdi.
     Söyleyemezdi doğrusu. Yakıştırmazdı kendine.
     Halbuki bilmezdi, ne çok yakışırdı. En çok da ona yakışırdı.

     Uğraştı ama olmadı, göz kapakları yer çekimine meydan okuyamadı.

     

     Uykuya yenik düştü çakır gözlü dev, sabahına her şeye karşı.



     Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Oturmuş çay içiyorum

Merhabalar,


     Geldim.

     Zorunda hissettiğim için.
     Sürekli öyle hissetmeyiz mi zaten?
     İstiyorum değil de, zorundayım...
     'Zorundayım çünkü...' diyerek de devam ederiz.
     Sanki çok öyleymişiz gibi.
     Korkuyoruz dostum, korkuyoruz.
     Alay edici bakışlardan, imalardan, konuşmalardan
     Az kaldı giyeceğiz bir çelik yelek. Korkudan.
     Belki de giydik, sesimizi çıkarmıyoruz. Korkudan..
     Kimse dokunmasın, teması da sevmiyoruz.
     Niye olacak yahu; korkudan hep korkudan.
    

     Gidiyorum.


     Evet, zorunda hissettiğimiz için.
     Ve evet, sürekli öyle hissettiğimiz için...
     Oturmuş çay içiyorum
     Aynı anda başım ağrıyor, kıvranıyorum
     Olsun diyorum, bir açık daha dolduruyorum
     Bardak bitiyor, ölmüyorum.
     Sonraki bitiyor, yine ölmüyorum.
     Öbürkü öldürür mü onu da umursamıyorum.
     Çaydan rus ruleti oynuyorum...
     Olmuyor, diğer demliğe göz kırpıyorum.
     Ama yine de gitmeyi seçiyorum...

     

     Benden bu kadar demek istiyorum
     Elimde bir bardak çay ile gitmek istiyorum.
     Belki, bir ihtimal diyorum...
     


     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Uyku

Merhabalar,


     Uykum geldi sayın okur. Uyuyacağım.


     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.

26 Mart 2018 Pazartesi

Nasıl olur?

Merhabalar,


     Garip bir arayış içerisindeyim şu aralar. Dolma kalem ile karalama yapmak istediğim uygun bir kağıt veya defter parçası. Ne aradığımı bilmiyorum ama aklım yanık renkli olması fikrinde. Gerçi nasıl olacaksa, henüz bir dolma kaleme bile sahip değilim... Kağıdı bulsam gerisi gelir diyorum ama bu seferde kalem uğraşına gireceğim. Ne kadar zor değil mi sayın okur ?

     Neyse, kafalar karışık zaten.


     Şaşırdım. Şu yaşımda kandırılmıştım. Yıkıldım, ama yer sağlamdı; kıpırdamadı... Daha kandırılmam dedim, kendimi kandırdım...

     Vursalar yıkılmazdım, üflediler duramadım... İradem Çin malı çeliktendi. Paslanmazdı ama küf tuttu. Neresinden tutsam elimi kirletti. Ellere su ile sabun çare olurdu. Peki ya kendisi olmayan, olamayan iradeye ne çare olurdu? Birçoklarına sordum bende. Sonra tekrar sordum. Sonuç, aradığınız cevaplara şuan ulaşılamıyor.

     Şaşırttı mı?

     Kafalar gerçekten karışık.


     Nasıl olur?

     Günlerdir bu soru aklımı meşgul etmekte. Gün doğuyor ama olmasını beklediğim şey bir türlü olmuyor. Gerçi ne bekliyordum ondan da emin değildim. Beynim sadece kargaşa yaratmak istiyordu. Sonuç odaklı değildi. Tersine karmaşa amaçlıydı; kaostan besleniyordu. İplerin ucunu kaçırmamış, alakasız çubukların ucuna bağlamıştı. Çubuklarla da kukla sanatını icra ediyordu, nice zamandır... Ömrünü bu sanata harcayan sanatçılara taş çıkarırcasına. Sonuç olarak, ipler onun elindeydi ve bırakmaya hiç niyeti yoktu...

     Nasıl mı olur?

     Bilmem ki, nasıl olur?


     Derken, dolma kalemi bıraktım elimden...


     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.



     NOT: Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum.

8 Şubat 2018 Perşembe

Ah ulan keşke biraz jolibon olsaydı

Merhabalar,


     Gözleri uykunun ağırlığına, kafası yerçekimine yenik düştü gecenin bir yarısı. Saçıldı dört bir yana saçları, yanında bir tutam huzurla. Misler gibi kokusu ise öbür yanda.
     Saçları derseniz eğer, saçları...
     Saçları mı?
     Saçları sanki okyanus. Dokunsam kaybolacağım, dokunsam boğulacağım.
     Kaçınılmazdı. Dokundum.
     Ve kayboldum.
     Biliyordu yüzemezdim, bilmiyordu boğuldum.
     

     Derken açtı gözlerini. Tuttu kollarımdan, çekti karaya.
     Gülümsedi. İliklerim ısındı.
     Gözlerini kırptı. Kırpmasıyla göğsüme sıcak bir rüzgar vurdu. Kalbim havalandı. Semaya yükseldi. Asıldı kaldı.
     Hepi topu bir ömür gibiydi.
   
     Kaldırdı kafasını. Belliydi, gözleri bir şey arıyordu. Keşke beni arıyor olsaydı dedi iç sesim. Kahverenginin eşsiz tonu bana ilişti ardından. Ümitlerim yeşillendi, çiçek açtı bir an. Belki dedi iç sesim belki...
     Açtı ağzını,"Jolibon bitti mi?" dedi dış sesi. Çiçekleri soldu umutlarımın. Yerlere düştü yaprakları, eğilip alamadım.
    

      "Bitti" diyebildi dış sesim. Gücü ancak buna yetti. Olduğu bu kadardı.
     Sanki bir ömür daha geçti.
     İç sesim son kez konuştu ve kesinlikle bir ömür daha geçmişti;
    

     "Ah ulan keşke biraz jolibon olsaydı."

     

     Güzel bir gün geçirmemiz dileğimle.


     

     NOT: Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum.