Merhabalar,
Yazacak ne kaldı diye sorsam verecek bir cevabın olur muydu bana ? Bir elinle elimi, öbürüyle kalemimi tutsan, yazabilir miydin benim hissettiklerimi ? Mürekkep lekesi olsa ellerin dönüp güler miydin, sahip çıkar mıydın ona ? Başlığı ben söylesem gerisini sen yoluna koyar mıydın? Kağıt bittiğinde ise yenisini isteyebilir miydin ?
Peki ya mürekkep bittiğinde. Bir elinde elim, öbüründe kalemimle şehri tavaf eder miydin benimle ?
***
Mutlu olmak, mutlu olmaya çabalamak zorunluluk olmuş şu sıralar. Kimi görsek, kimle konuştuysak bunun uğrunda dertler edinir, genç yaşlarında saçlarına aklar düşürür olmuşlar. Dünya dönüyor, onlar mutlu olmak istiyor. Ne var sanki mutsuz olsak. Bırakalım boş yere çabalamayı da, dünya yine dönmeye devam etsin, birimiz de mutsuz olsun. Kabul, ben olurum. Hem de ne güzel mutsuz olurum.
***
Halbuki bir bardak oralet içmek istemişti...
Telefonun hayra alamet olmayan sesi yükseldi birden. Ne lüzumu vardı, arıyorlardı şu sessiz günün bu saatinde. Yüreğine çöken ağırlığın suçunu yorgunluğuna yükledi sebepsiz yere. Zavallı yorgunluk yargısız infaza maruz kalmıştı öylece.
Söz artık baş parmağın marifetiyle açılan telefondaydı. Ne söyleyecekse çabuk olmalıydı. Ki öyle de oldu.
Yüreğini yangın yerine çeviren haberi aldığında tepki vermeden yere çöktü. Herkes başını ona çevirmiş, acıklı gözlerle ona bakıyordu. Ama niye bakıyorlardı ? Önemsemedi. Gözleri doldu, yaşlar su olup akmadı. Hava 35 derece oldu, o üşüdü. Kalbini dinledi, bir şey duyamadı. Sonunda dayanamadı, gözlerini kapadı. Bir umut...
Telefondaki ses 6 ay içinde öleceğini söylediğinde o zaten ölmüştü. Ha 6 ay önce ha 6 ay sonra.
Ne gereği vardı şimdi ölmenin, halbuki o sadece bir bardak oralet içmek istemişti...
***