Merhabalar,
"Geçen her 'saniye', 'kayıp' olma yolunda onaylanmak üzere sıraya girmekte iken Beyefendi elinde damgası, her birine 'yazık oldu' layıkını uygun görmekteydi.
Madam ise hala uykusunda..."
Halbuki kadına lazım olan da sadece 4 pil idi.
Tavanda canlanan hayallerinde eksik bir parça olduğunu her fırsatta kendine hatırlatan kadın, ıslanmakta olan kirpiklerinin ağırlığını taşıyamaz hale geldiğinde hissetti; o derin gecenin soluk dudaklarında meydana getirdiği soğukluğu. Ne bir fayda görecekti, bir bardak kahveden veyahut bir nefes sigaradan; ne de bir zarar gelecekti ırmaklar dolusu göz yaşından. 5 yaşındaki çocuk edasında ellerini gözyaşları ile temizlemesinin ardından, buruk dudaklarının az da olsa barışmaya yanaşması ile kendini masumca uykunun kollarına bıraktı. Hiç bir silahını çekemeden, kılıflarına bile dokunamadan...
Adam elinde emanetleri , aklında türlü türlü düşünceleri ile istikametine doğru ilerlemekteydi. Doğrusu kadına söyleyeceği tek bir sözü bile yoktu. Niye böylesi korunaksız bir halde karşısına çıkmak istemişti ? Özlem mi söz konusuydu ? Sanmam. Belki yarın özlerdi ama bugün değil. Bağlılık mıydı ? İmkanı yok. En azından bugün salmıştı iplerini. Peki ya ihtiyaç mıydı ? Hiç alakası yok. Bugün suya ve ekmeğe ihtiyacı vardı ama ona maalesef yok...
Manası majiskülle dizilecek bir sebebi yoktu anlaşılan...
Kadın aceleci olmayan hızlı adımlarıyla; bir elinde emanetleri, öbür elinde okunmaya dünden razı mektubuyla randevu noktasına seyirtmekteydi. Kendininki karşılığında alacağı ' emanetlere' bir an önce kavuşmak isteği gitgide harlanıyordu. Kor olup, ardından sönmesi zaman alacaktı anlaşılan.
Birbirine uzanan ellerden ikisinde emanetler, birinde zarfı olmayan mektup, diğerinde ise mektubu almayı sağlayacak cesaret vardı. Tek cümle kullanmadan yapılan değiş tokuş ikisininde evlerine geri dönmeleriyle son buldu.
Adam mektubu okumadan bir kenara koydu. Bugün mektuba ne özlemi, ne bağlılığı ne de ihtiyacı vardı. Ama yarın ? Yarın kesinlikle vardı.
Kadın ise emanetlerini yerine yerleştirdi. Radyosunu çalıştırdı. Onun buna bugün ihtiyacı vardı.
Onun bugün sadece 4 pile ihtiyacı vardı...
Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.
Merhabalar,
"Nostaljik radyodan yayılan ses tüm odayı etkisi altına almakta iken, Beyefendinin düşünceleri odadan koşarcasına uzaklaşıyordu... Yollara düşen düşüncelerine yol göstermeyi de ihmal etmeden başını yastığa koydu Beyefendi. Şansını birde rüyasında denemek istiyordu. Bir umut fasl-ı muhabbet. Olur ya.
Madam ise hala uykusunda. "
Adamın belli ki ince belli bardaktan limonlu bir çay içme vakti gelmişti. Çayı limonlu içmeye başladığından beri ilk kez limon parçasını bardağın içine atmamış; ufak parmak hareketleriyle suyunu çıkarmış, biraz altlığa taşsa da bardağın içine boca etmişti. Bunu isteyerek mi yapmıştı, tartışılabilirdi. Fakat bunu yapmasına karşısındaki 'şelale' sebebiyet vermişti, o 'su götürmez' bir gerçekti... Ne anlamlı varsayım heyhat, ne anlamlı !
Günün o saatinde pili bitmiş bir radyodan daha kötü ne olabilir sorusuna yanıt; 'pili "yeni" bitmiş bir radyo' iken adamın kılını bile kıpırdatmadan radyoya hala çalıyormuşcasına kulak verişi, yarıda kalan şarkıya hürmetinden olsa gerekti. Şarkılara saygı duymak konusundaki bu dik duruşu onu 'ender' bir kişi yapmakla kalmamış, 'şarkılarla yaşayan adam' tadındaki yaşantısına bir kaç şarkı miktarınca huzur katmıştı. Kim bilir ne kadar sürecek, ne kadar yetecekti şarkılar adama? Radyonun artık çalmadığı geceler gelecekti. Olsundu. O geceler, bu geceler olmamalıydı. Henüz buna hazır değildi. Bir koşu pil almak gerekliydi.
Aslında mantığı ona pil yerine adaptörvari bir şeyler kullanmasını telkin ediyordu ama her an bitti bitecek telaşında olmak şarkılara ayrı bir tat, ona ayrı bir değerbilirlik katıyordu. Çünkü değer bilmek bu işin şanında vardı. Her zaman söylediği gibi : ' Çünkü şarkılarla yaşamak bunu gerektirirdi.'
Halbuki...
Gereği olan sadece 4 pil idi.
Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.