20 Ekim 2016 Perşembe

UYARI: Bol 'karaktersiz'lik içerir.

Merhabalar,


     Bir kalemle ne yapılabilir? Eh, biraz yazı biraz çizi. Sonra ya ucu kırılır ya mürekkebi biter. Peki elde ne kalır? Bilemezsin, çünkü hiç ellerine bakmazsın. Ne mürekkep lekesinden ne de siyah kurşun karasından bi'habersindir. Leke namustur bilmezsin. Kalemi çöpe, ellerini suya götürürsün... Kalem namustur, bilemezsin.


                                                                                 ***

     Koltuğa fazla güvenmemek gerekli şu aralar. Belli mi olur, bakmışsın sen tam oturacakken altından çekiverirler. Keza, olacak olan tam da bu ya.

     Bu yüzü unutma diyecekler sana; unutma ki zaman geldiğinde, en ummadığın anda karşına çıktıkları zaman hatırla onları diye. Bugün parmağını sallayarak umarsızca emir verdiğin, boynunu büktüğün adamlar; yarın o parmağı kıracak, diğerlerini de kırmamak için yalvartacaklar. Arkasında sığındığın kürsi-i liyakatı yarın darmaduman edecek, baş ucuna ismini bile yazmadan orayı mezarın belleyecek, elini öpen herkesi de oraya gömecekler... En mutlu anında, en ummadığın zamanda.

     Bu yüzü unutma Soner, bu yüzü. Yakındır...

                       " Asrın yeni umdesi var, hak kapanındır.

                       Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.

                      Geçmez ele bir paye, kavuk sallamayınca,

                      Kürsi-i liyakat pezevenk puşt olanındır."*

                                                                                  ***

     Sanıyorsun ki yeni çekilmiş diye aldığın leblebi sonsuza kadar sıcak kalacak, sanma ki o gülücükler saçan yüzler ölünceye dek yanında olacak. Doyum noktasına geldiklerinde ne leblebi o eski leblebi olacak ne de gülen yüzler aynı gözlerle bakacak. Hepsi gidecek, bir aynanın karşısındaki duracak. Leblebi boğazına takılacak, öbürleri kafana dolacak. Birine su, diğerine zaman ve aspirin çare olacak...

     Geriye kalanlara ise Zeki Müren 'büyük'lük yapacak.


                                                                                  ***

     Her öksürdüğünde ciğerinden bir parçayı söküp önüne dizdiği gecelerden herhangi birinde; elinde çayı, karaktersizliğinden dem vurdu kendine. 'İyi' sıfatını hak eden davranışları sergileyemediysen muhtemel 'karakter yoksunu' olma yoluna girdiğin şu toplumda, kendisi gerçek manada 'karakter yoksunu' idi. Oturduğu masanın 'yoksunluğunu' artırır, insanları kendine çekerdi. Hoşuna giderdi diğerleri gibi 'fazlalık' sahibi olmamak ya da olamamak. 

     Çabalamazdı; hoş, hayatta ne için çaba göstermişti ki bunun için uğraşsındı. Ne de güzel şeydi 'karaktersiz' olmak, '-li' li sıfatların egemenliğinden kurtulup '-siz'lerin egomanyasında yaşamak.

     Yaşamak hürce ve karaktersizce...



     Güzel bir gece geçirmemiz dileğimle.

     *Neyzen Tevfik  -Asrın

     



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder