Merhabalar,
"Karşısına aldığı herkesi ve her şeyi alt edebilme yeteneğine sahip olduğunu her fırsatta dile getiren Madam, göz kapaklarına karşı verdiği mücadeleyi de kazanabilecek miydi ? Kapandığı takdirde gözyaşlarına ihanet edip, akıp gitmelerini seyredecek; direnirse kaçınılmaz sonu bir müddet görmezden gelecekti... Ne büyük ikilem heyhat, ne büyük."
Kifayetsiz kalmanın haricinde bir de havada kalmaları kelimelerin verebileceği en ağır ceza idi, adam ve kadına. Geçen saatlerin ağırlığı bir yandan hareketlerini eziyor öbür yandan konuşmaların toz pembe havasını sonu bilinmeyen bir karanlığa sürüklüyordu. Sürüklerken de zaman algısını ellerinden almaktan çekinmiyordu. Hal böyleyken ağızdan çıkan her kelime havada süzülürken etkisini kaybediyor, kulaklarda boş bir tınıdan başka yer edinmeyip ' kalabalık yapma çabasındaki laflar ' safına doğru ilerliyordu. Ne yazık ki.
Duvardaki nemden payına düşeni alan nostaljik radyo, kabarmış ahşap çerçevesi ve yaşına yaş katan görüntüsüyle odanın havasına bir nebze ağırlık katmakta, ayarlanması büyük ustalık gerektiren Neşat Ertaş frekansı ve bu frekanstan yayılan cılız ama dokunduğu yarayı açmaktan geri durmayan nameler çalmakta iken; herkesin buram buram yüzüne vuran huzur ne hikmetse adam ve kadından bir o kadar uzakta idi.
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder