1 Ocak 2016 Cuma

Çay iki olsun

Merhabalar,


     "Kayıtsızlıkla sakinlik arasındaki ince çizgide geçirdiği yaşamının kendisine bahşettiği ona lütuftan birer parça alıp, davranışlarında ve en önemlisi yüreğinde taşımakta olan Beyefendi, Madam'ı bir panzehir arayışına düşürem hareketlerinden son derece memnun olsa gerek, Madam'ın sözcüklere vuramadığı çaresizliğini gördüğünde, ağzından tanıdık bir cümle çıktı yine; 'Ah şu benim bilip, senin bilmediklerin, yok mu ?' "


     'Bir çaresini' bulacaklarından şüphesi olmayan insanların umut dolu bakışlarında örtbas ettikleri 'çaresizlik' duygusu, her ne kadar uzun bir süreliğine rafa kaldırılsa da, daha üstü toz bağlamadan yerinden alınmakta ve tekrar servise sunulmaktaydı. Kadın, kapanına kısıldığı bu duygunun dibindeki sonsuzluğa doğru ilerlemekte iken, eline geçen herşeyi paramparça etmekten de geri durmuyordu. Bu zor günlerinde yanında olmaya çalışanları bir bir karşına alıyor, elini uzatanları pek de nazik olmayan lafları ile dövüyordu. Çocukluk hatıralarının buram buram hissedildiği, anıların çevrelediği dost meclislerini kırıp dökmüş, bir taraflara dağıtmış; üyelerini ise unutmamış, onları da dağıttığı meclisten azad etmişti.


     Çaresizliğine her dakika yeni çaresizlikler katmakta olan kadın, günlerdir aynaya bakmıyor olacak ki; gözlerinin altında oluşan, minik sayılamayacak büyüklükteki mor torbaları farketmiş, yeşil gözlerini çevreleyen beyazlığın yerini bir garip kırmızılığa bırakması, onda tamiri uzun sürecek gedikler açmıştı.


     Aynanın önünden ayrılması için gerekli olan dürtü ise uzun bir telefon çalması ile mümkün olabilmişti. Yavaş hareketlerle sese doğru yürümekteyken, sol taraftaki manzarayı gördüğünde yerinde donup kaldı. Geçen gece geçirdiği sinir krizinin, gözler yaşartan tahribatını gördü o an. Çerçevelerle taçlandırdığı sevdikleri kırık dökük yerlerde, yadigar radyo tanınmaz hallerde, yıllardır kimseye vermeye kıyamadığı dostları,kitapları, top yekün dağılmış, zamanında her gün tozunu aldığı madalyaları, kirden rengini belli etmez olmuş, ve o en kıymetlileri, taş plakları, duvarın dibinde paramparça, yerde yatmakta.


     Telefondan gelen ses bu sefer kısa süreli idi. 'Mesajdır herhalde' diye geçirdi aklından. Elindeki kırık plak parçalarını yere bıraktı, yerinden kalkarken.


     Bilemezdi, nereden bilecekti. Tek bir kelimeden ibaret olan mesajı gördüğünde çığlık atacağını nereden bilecekti... Kim bilecekti...

     ' GÖNDEREN :  ADAM    '

     ' MESAJ :  Çay ? '


                                                                       * * *

   

     ' GÖNDEREN :  KADIN   '

     ' MESAJ : Yoldayım !  '


     " Afedersiniz, benim çay iki olsun " dedi, ardından  "İnce belli bardakta lütfen."


     Güzel bir akşam geçirmemiz dileğimle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder